Doyumsuzluk – Poğaça

İmkanlar arttıkça beklentiler de artıyor. İmkanlar azaldıkça da ilginç bir şekilde azalıyor. İnsan doğası gereği sanırım içinde bulunduğu koşullara hemen her halükarda adapte oluyor. Kişinin kendi imkanları, toplumun imkanları hepsi etkili oluyor bunda. Günümüzde geldiğimiz noktada, bütün dünya bir birini etkiler vaziyette. Bilmem kim şöyle giyiniyor, böyle geziyor, öyle yiyor. Keşke biz de gezebilsek, alabilsek, yiyebilsek deniliyor en azından.

Tanıdığım bir amca zengin bir sofra gördüğünde, ya da böyle imkanlardan söz açılınca şöyle derdi: “Bizim zamanımızda dünya fakirdi, şimdi dünya zengin.” Onların zamanında hiç bir şey yokmuş tabiri caizse. Bazı yerlerde bir kaç kuşak aynı evi paylaşıyor, ayrı ev falan kimsenin aklına gelmiyor mesela. Yemek yapılıyor, evde ne yapılırsa o, bugün dışarıdan söyleyeyim diye bir durum yok. Öyle bir imkan yok zaten. Anne, teyze, hala, gelin yemeği kim yapıyorsa artık.

Yemek konusu özellikle çok ilgi çekici bu konuda. Büyüklerinizden duymuşsunuzdur, şu yemek yanında bir de şu olursa o gün bayram ederdik. Söyledikleri yemekler şu anki neslin yüzüne bakmayacağı, anne babanın zorlamasıyla yiyeceği yemekler olur genelde. O zamanki imkanlarda o yemek en bulunmaz şeydi, şimdi normal bir yemek oldu. Sosyal medyada, dışarıda bin bir türlü yemeği gören çocuk dönüp de o yemeğin yüzüne bakmıyor. Normal bir durum aslında, imkan arttıkça istek de artıyor.

Yemek konusunda benim de böyle anılarım var. Bizim zamanımızda, bu da iyice yaşlı hissettiriyor ama o kadar da eski değil, imkanlar yine vardı ama bugünkü kadar herkese yayılmış vaziyette değildi. Ya da ailemiz yememizi istemiyordu bilemiyorum. Şunu hatırlıyorum, sabah okula giderken nadiren poğaça alırdım. 1 tane peynirli poğaça, şu anki koşullarda nedir ki? Çoğu insan dönüp yüzüne bile bakmaz, istemediği kadar alabilir. O poğaçayı yemek, benim için keyifsiz bir lezzetti. Bazen bir çılgınlık yapıp yanına limonata aldığım da olurdu :).

Ne kadar basit bir istek değil mi? 1 tane poğaça… Şu an bakıyorum bazı insanlar, ne istediğini bilmiyor, alınan şeyden mutlu da olmuyor. İmkan arttıkça insanları mutlu etmek de zorlaşıyor. Cahillik mutluluktur diye bir söz var. İnsanlar daha az imkan görse daha mı mutlu olurlar acaba diye düşünmeden edemiyorum.

Bu söylediğim beklenti artması küçük yaştaki çocukları ve genç nesli daha çok etkiliyor. En azından benim gördüğüm öyle. Gerçi henüz bu imkanlar içinde, bu teknolojik gelişmeler içinde yetişmiş bir yaşlı kesim yok. Şu anki yaşlı kesim ekseriyetle hep zorluklar, kısıtlı imkanlar içinden gelmiş. Şu an genç neslin sonrası için bir şey demek için elimizde pek bir veri yok yani.

Buradan yola çıkarak sanırım birisi şöyle bir şey öneriyor; çocuklarınızı kontrollü bir şekilde kısıtlayarak yetiştirin. Yani her istediklerini almayın, her istediklerini yapmayın. Kısıtlama uygulamazsanız, almanın, harcamanın bir sınırı yok. Çocuk istedikçe, aldıkça daha fazla ister. Yetişkindeki kontrol mekanizması çocuklarda yok. Sağlığa yararlı mı zararlı mı, bu kadar para harcanır mı tarzı şeyler çocukların pek düşündüğü şeyler değil sonuçta. Hele ki şu anki toplumda tüket ki hayatın anlam kazansın mantığında sadece çocuklar değil herkes tüketim çılgınlığının pençesinde.

Babanın tabiri caizse sınırsız imkanları olabilir, bir çocuğun istekleri açısından bakıldığında bir çok babanın imkanları gayet iyidir. Sonuçta çocuk Range Rover bir araba istemeyecek, yani en azından küçükken istemeyecek. Çikolata, cips, abur cubur ile başlayacak. Envaı çeşit oyuncaklar, okul çağına gelince değişik kalemler, defterler böyle gidecek liste. Çevremde gördüğüm kadarıyla hemen her baba bizim çocukken ayda yılda bir yediğimiz çikolata, cips tarzı abur cuburları istese her gün alabilir.

Burası biraz hassas bir konu, sonuçta imkanı olmayan kıt kanaat geçinen bir baba alamayabilir, bunda yanlış bir şey yok. Benim burada bahsettiğim hali vakti yerinde babalar, zaten çocuğu şımarık yetişenler de böyle kişilerin çocukları. Çocuğum olmadığı için nasıl bir şey olduğunu hayal edemiyorum ama yukarıdaki zatın söylediği gibi bir şekilde çocukların istekleri dizginlenmeli, bir sınır çekilmeli. Artık içinde bulunulan imkanları çocuktan saklar mı anne bana, ya da konuşup ikna mı eder bilemiyorum. Bildiğim bir şey varsa, bu kısıtlama işi önemli. Bizler şu an aklı başında kişiler olduysak, tüketim çılgınlığı karşısında nispeten sağlam durabiliyorsak bunda yetiştirilme tarzımızın önemi yadsınamaz.

Yetişirken bahsettiğim gibi kısıtlı imkanlarla büyüyüp sonrasında parayı bulunca har vurup harman savuran yok mu? Elbette var. İlk kazandığı parayla son model araba alan ya da hemen lüks tatillere gidip parayı sıfırlayan… Buna artık bir şey diyemiyoruz, kendi kazandı, kendi harcıyor. Vardır bir bildiği diye ümit ediyoruz.

Leave a Comment