Film Notları – Başlangıç

Film seçmek zor bir iştir. Tekseniz yine bir nebze kolaydır, beğendirmeniz gereken tek kişi kendinizsinizdir en azından. Grup olunca işler karmaşıklaşır, zevkler, renkler, ön yargılar her kafadan bir ses çıkınca seçim de iyice zorlaşır. Günümüz toplumunda artık bu problem oldukça azaldı gerçi. Herkesin şahsına münhasır ekranları emrine amade olduğu için, herkes kendi dünyasında bir şeyler izleyebilir. Neyse bunun konumuzla çok bir ilgisi yok.

Film seçmek zordur ama bazen öyle bir filme denk gelirsiniz ki sizi etkiler, çok beğenirsiniz. Aradan zaman geçer, belki tekrar bile izlersiniz. Herkes gibi ben de zaman zaman bu tarz filmlere denk geliyorum ister istemez. Onları burada paylaşmak istiyorum, ufak açıklamalarla, neyi beğendiğimle beraber. Hem bu sayede unutulup gitmezler, yıllar sonra tekrar izleyebilirim.

Film seçmenin zor olduğu bir diğer nokta da ne yazık ki filmlerdeki uygunsuz içerikler. Aklınıza artık ne gelirse ve maalesef ki bu gittikçe artıyor. Hal böyle olunca film seçmenin, önermenin önemi de artıyor. Bu yazının o açıdan da önemli olacağını düşünüyorum. Neyse listeleme işine geçebiliriz, önem sırasına göre değil, kafama estiği gibi yazacağım. Birinci çok iyidir diye bir algı oluşmasın yani.

1- Invictus (Yenilmez)

Film Güney Afrika’da yapılan 1995 Ragbi Dünya Kupası boyunca Nelson Mandela’nın hayatını anlatıyor. Morgan Freeman, Mandela rolünde gerçekten hayran bırakacak bir oyunculuk sergilemiş. Matt Damon’da ragbi takımının kaptanı rolünde. Filmde beni özellikle etkileyen Mandela’nın konuşmaları ve arada bir insanı gülümseten sahneler oldu. “Kendim bile yapmıyorken, başkalarından bir şeyi yapmalarını nasıl bekleyebilirim” aklımda kalan sözlerden birisi mesela. Tam olmayabilir ama buna yakın bir şeydi.

Filmde ragbi ile de ilgili 1-2 bir şey öğreniyoruz. Amerikan futboluna benziyor ama o kadar sert değil sanırım. En azından oyuncular koruyucu kask giymiyordu. Genel olarak güzel, izlemesi keyifli, motive edici bir filmdi.

2- Ford v Ferrari (Asfaltın Kralları)

Bu seferki bir yarış filmi, daha önce izlemediyseniz şiddetle izlemenizi tavsiye ederim. Yarış sevin, sevmeyin fark etmez. Başrolde ilginç bir tesadüf olarak Matt Damon ve Christian Bale oynuyor. Matt Damon hayranı değilim yanlış anlaşılmasın, öyle denk geldi. Bourne filmleri de güzeldir ama yani hakkını yemeyelim.

Yarış meraklısı birisi değilim, hayatımda F1, Nascar vs. herhangi bir yarışı izlemedim ama bu filmi izlemek inanılmaz keyifliydi. Film yarıştaki heyecanı, gelgitleri size hissettiriyor. Spoiler vermeden sadece güzel bir film olduğunu söylemekle yetinelim.

3- Coach Carter (Koç Carter)

Spor filmlerinden gidiyoruz madem o zaman oradan devam edelim dedim ve aklıma Koç Carter geldi. Yarışta olduğu gibi basketbolla da aram yoktur ama basketbol filmi izlemeyi çok severim. Basketbol filmleri genelde motive edici gerçek hayat hikayeleri olur. Yanlış hatırlamıyorsam bu da öyle bir filmdi. Film kısaca Richmond lisesinde basket koçu olarak göreve başlayan koç Carter’ın ve öğrencilerinin hikayesini anlatıyor. 2-3 sefer izlemişimdir, bu da şiddetle önereceğim bir film.

4- Hurricane Season

Bir başka basketbol filmi daha. Farklı bir perspektiften Koç Carter’ı akıllara getiren bir film. Benim için Koç Carter daha güzel bir filmdi ama bu film de gayet başarılı. Katrina kasırgasının vurduğu New Orleans’ta zorluklarla bir takım kuran koçun hikayesi anlatılıyor. İkisinden birini izlerim diyorsanız Koç Carter’ı tercih edin ama vaktiniz varsa ikisi de güzel film.

5- Hustle

Son bir basketbol filmi ile bitirelim o zaman. Spor denilince aklıma Amerikan futbolu filmleri geliyor ama bu yazı baskete kaydı biraz Koç Carter sağolsun. Oradan devam edelim.

Bu filmde bir yetenek avcısının hayatına ve bir yeteneğin nasıl yetiştiğine tanıklık ediyoruz. Sporcular ekranlara çıkıyor, tabiri caizse milyonları götürüyorlar ama onun arka planında neler dönüyor, ona ufak bir bakış atıyoruz. Yine oradaki gelgitleri iyi bir şekilde yansıtmış film. Bu da izlemesi keyifli bir filmdi.

Leave a Comment