Evimizin yakınlarında bir fırın var. Odun fırını. Bir çok fırın doğalgazlı sisteme geçti, açıyorlar gazı hızlı hızlı pişiriyorlar. Odun fırınında pişmiş ekmek farklı oluyor. Tadı daha güzel, kendine has kokusu farklı. Bazen is kokuyor ama olur o kadar. Bu fırının da özellikle pideleri güzel oluyor. Ramazan ayında özellikle, diğer aylarda da uzun pide yapıyorlar. Onun tadı da gayet güzel oluyor.
Sözün kısası güzel ekmek, pide yapıyorlar. İş yerinden dönerken bazen önünden geçiyorum, aklıma eserse bir pide alıyorum. Günlerden bir gün yine pide almak için girdim fırına. Pide istedim. Bir eline daha önceden kullandığı şeffaf, plastik eldiveni taktı. Ekmeği verdi. Buraya kadar her şey normal. Parayı uzattım, aldı, kasaya koydu. Kasadan para üstünü vermek için paraları almaya başladı. Bu sırada eldivenli elini de, diğer elini de kullanıyor. Plastik eldivendeki amaç para tutan elle, ekmek veren eli ayırmaktı aslında. Bütün hijyen boşa gitti yani. Göstermelik bir hijyen oldu.
Eskiden hiç eldiven de kullanılmazdı. Paraya, ekmeğe her şeye aynı eller temas ederdi. Şimdi eldivene geçtik, onu da henüz tam beceremiyoruz ne yazık ki. Başka bir fırında yine aynı duruma denk geldim. Satış kısmında iki kişi var, farklı zamanlarda ikisine de denk geldim. Genç olan parayı eldivensiz elle aldı, üstünü eldivensiz elle verdi. Daha yaşlı olan ne yazık ki, neye hangi elle dokunuyor dikkat etmedi. Muhtemelen bir eline eldiven giy dedikleri için giymişti. Olay bu kadar, gerisi kafana göre diye düşündü herhalde. En azından yeni nesil niçin yaptığının farkında.
Bir de işin şu boyutu var. Bu tarz yerlerde genelde kasadan görevli birisi olmaz. Bir kaç kişi bir çok şeye bakar. Fırına ekmek atan kişi, biraz sonra kasaya bakabilir. Ya da belki arkada hamur kazanına geçebilir. Bunun en temel sebebi maddi diye düşünüyorum. Her iş için birisini almak yerine, bir çok işe bakan bir kaç kişi işverenin daha çok işine geliyor. Hem işine geliyor hem de zaruret olabiliyor. Çok karlı bir iş değilse el mahkum. Böyle olunca çalışan için hijyeni sağlamak da zorlaşıyor ister istemez.
İlk fırına geri dönersek, bu fırını neredeyse çocukluğumdan hatırlıyorum. En az yirmi yıl yani, eksiği yok fazlası var. Bu fırının büyüklüğü hep aynıydı. Yaklaşık 20 metrekare alan, arkada ekmeklerin hazırlandığı imalathane. O kısım ne kadar bilmiyorum. Anladığım kadarıyla idare edenler akraba. Kardeş, amca oğlu, birinin eşi falan gidiyor liste. Bir kaç joker var aralarında, fırına bakıyor, imalata geçiyor, kimse yoksa kasaya bakıyor. Böyle devam ediyor işler.
Bu fırın yıllar içinde ne büyüdü ne küçüldü. Hep sabit. Dışarıdan bakan birisine verdiği imaj şu; buradan bir kaç ekmek alırsın, evde oturur yersin. Pastayı, tatlıyı geçtim simit, poğaça bile aklınıza zor gelir. Çok ufak bir bölmeleri var, orada sabahları poğaça ve simit olur. Ne kazanıyorlar, işleri nasıl falan bilmiyorum. Sadece kıyas olması açısından civardaki başka fırınlardan örnek veriyim.
Başka bir fırın hayal edin. Daha büyük bir alan, herkesin bir görevi var. Kasadaki olan sadece kasaya bakıyor, müşteriyle ilgilenenlerin işi tamamen bu. İmalatta çalışan arkadaki bölmede işini yapıyor. İçeride sürekli bir müşteri kalabalığı var. İsmi fırın ama yıllar içinde tatlı işinde kendini geliştirmiş, bir çok yan ürün eklemiş. Böyle olunca müşteri kitlesi de büyüyor. Sadece ekmek alınan bir yer değil yani, müşterisinin büyük kesimi tatlı, hamur işi almak için geliyor. Ekmeğe göre bunlar daha da karlı olduğu için, fırın da büyüdükçe büyüyor.
Eski fırınımıza dönelim. Uzun yıllar, hazır müşteri kitlesi… Deneme yanılma yapabilmek için inanılmaz bir fırsat. Bir tatlı ustası tutmak ya da içerideki çalışanlardan birini bu alana yöneltmek zor değil diye düşünüyorum. Tatlı yaptın, zamanla tadını mükemmelleştirdin. Elinde müşteri kitlesi de var. Yan ürün olarak ekledin, beğenen bir daha alacak. Böyle böyle büyüyecek iş, yani en azından ben öyle hayal ediyorum :). Biraz gelirler artınca, yandaki dükkanı alıp yerini büyütecek. Orayı belki sadece tatlı üzerine bir yer yapacak. Dışarıdan bakan için burası sadece ekmek için değil, tatlı için de gelinecek bir yer imajına dönüştürecek.
Ya da hiç birini yapmayacak. Yıllar içinde aynı sistem devam edecek her şey. Ne kazandık, ne kaybettik daha da önemlisi neyi ıskaladık Allah bilir. Bu durum beni şaşırtıyor açıkçası. Var olan sistemi aynı şekilde devam ettirmek. İllaki bir değişiklik oluyordur da, hamur karıştırma makinasını değiştirmek bu dediğim olaya girmiyor açıkçası. Daha iyisi, daha güzeli var mı diye bir şeyler denemek. Mesela yurt dışında bir yerde bir sandviç yemiştim. Tadı inanılmaz lezzetliydi. Acaba nasıl yapıyorlar, bir fırıncı olsaydım böyle sandviçler yapmayı hedeflerdim. Yiyenin bir daha yemek isteyeceği, tadına doyulmaz sandviçler.
Var olanı körü körüne devam ettirmek bana çok mantıklı gelmiyor. Lost dizisindeki düğmeye 60 dakikada bir basmaları gibi. Belki yazılımcı olduğum için böyleyimdir bilemiyorum. Yazılımda hareketsiz, var olan sistemle kalırsanız bir süre sonra çağ dışı bir hale gelirsiniz. Bu yüzden sürekli kendinizi de sisteminizi de diri tutmanız gerekir. İstisnai durumlar vardır tabi ki ama çoğu durumda sürekli bir ilerleme içinde olmanız gerekir. Yoksa iki binlerin teknolojisi diye tabi edilen sistemlerde kalırsınız.