“İşi bileceksin, işe gitmeyeceksin” diye garip bir söz var. Muhakkak birilerinden bir vesileyle duymuşsunuzdur. Genelde işle ilgili esprili bir konu olunca, ya da ben bu işten anlıyorum demek istendiğinde kullanılır. Genelde gülünüp geçilir. Diğer türlü zaten ciddiye almak istesek, neresinden tutsak elimizde kalacak. İşi biliyorsun, tamam güzel, işe gitmiyorsan işi bilmenin ne anlamı kalıyor? Kendine de işe de bir yararın yok, sadece övünebiliyorsun. Bu da genelde karın doyurmuyor.
Bu söze bir örnek getirmeye çalışırsak, aklıma gelen en yakın örnek şu olur sanırım. Yıllar önce tekstil işinde bir süre çalıştım. Genelde imalat kısmında. Hem imalat, hem de ticaret yaptığımız için farklı firmalardan bir çok usta ile tanışma fırsatım oldu. O firmalardan ürün alırdık, ürün satardık, aramızda bir muhabbet olurdu. Bu ustaların bir çoğu çocukluktan yetişme. Yani küçük yaşlarda bu alana girmişler, makinelerle içli dışlı olmuşlar yıllarca. Daha sonra kimisi kendi yerini açmış, fason üretim yapmış.
Bu ustalardan birisinden bahsedeceğim, ben ona uyuyan usta diyorum. Yine küçük yaşlarda bu alana girmiş, daha sonra kendi alanını açmış. Yıllarca bu alanda çalışmış, makine al-sat işlerine de girmiş. Kullandığı makinelerin içini dışını biliyor yani, imalat desen yapar, tamir desen uzmanlık alanı olmuş zaten. Bizim de bir kaç sefer arıza yapan makinemizi tamire gelmişti. Kendi yerini açınca sürekli bir koşuşturma oluyor haliyle, yıllar içinde elde çok bir şey kalmayınca büyük bir firmaya ustabaşı olarak giriyor.
Hikayeye devam etmeden şu noktayı belirteyim. Tekstil işinde hiç bilgisi olmayan birisini kısa sürede bir makineyi idare edecek bilgiye eriştirebilirsiniz. Yani en azından benim çalıştığım kısımda öyleydi işler. Makinenin nasıl çalıştığını bir kaç sefer gösterirsiniz, yeni gelen bir kaç hata yapar, sorar. Sonra problemsiz çalıştırmaya başlar. Model takma gibi biraz daha ileri seviye işler de var tabi ama sonuçta çok karışık bir işlem değil. Makine tamiri ama farklı bir dünya. Makinenin sistemini, ayarını bilmeniz gerekiyor. Yanlış bir şey yapsanız daha kötü sonuçlara sebep olursunuz. İster istemez ciddi bir bilgi ve tecrübe gerektiriyor.
Uyuyan ustamıza dönersek, büyük bir firmada ustabaşı olarak işe başladı. Yaptığı işi bana şöyle anlattı. Benim dedi bir tane masam ve koltuğum var. Akşama kadar burada uyurum. Eğer makinelerin birinde bir problem, bir arıza olursa beni uyandırırlar. Gider makineyi tamir ederim. Büyük bir firma için içeride böyle bir usta bulundurmak her arızada dışarıdan birini çağırmaktan hem maddi hem de zaman olarak karlı. İşveren tutup da bu ustaya boş zamanlarında imalata yardım et dese, usta bırakıp gider muhtemelen. İki taraf da memnun, iş devam ediyor.
Aklıma gelen en yakın örnek bu şekilde. İşi biliyor, gerektiğinde ama sadece gerektiğinde müdahale ediyor. Onun haricinde istirahat halinde. Genel çalışanlara baktığımızda, şu işin yanında bunu da yapıyorum ötekini de yapıyorum tablosunun yanında gayet makul duruyor. İş vereni de kutlamak lazım, bu adama ek işler bindirse üçüncü gün başka iş arardı herhalde. İmalat için zaten adam bulmak, yetiştirmek bir usta yetiştirmeye göre çok daha kolay.
“İş bilenin, kılıç kuşananın” diye bir söz var. Bu daha doğru bir tespit bence. İşi bilen yapar, haliyle bilmeyenden çok da iyi yapar. Fazla iş bindirip bezdirmezseniz güzel güzel yapmaya devam eder. Görevi tanımsız, her işe koşturanlara Allah sabır versin. Bundan da belki başka bir yazıda bahsederiz.