Bugün 19 Şubat, dışarıda lapa lapa kar yağıyor. Teşbihte hata olmasın, taneler neredeyse bir bebeğin avuç içi büyüklüğünde. Uzun yıllardır İstanbul böyle bir kar yağışı görmemiş. Saatler geçiyor, iş çıkışı… İnsanlar aceleyle evlerine gitmeye çalışıyor, yollar tıkanmış, arabalar uzayan trafikte çaresizce bekliyor. İnsanların adımları karda yaralar açıyor, gökten düşen taneler büyük uğraşlarla açılan boşlukları doldurmaya çalışıyor.
Küçükken her çocuk gibi kar yağmasını, kar tatili olmasını dört gözle beklerdim. Kar yağdığında yolda yürüyen insanlara, geçen arabalara sinir olurdum. Biraz bekleyin, kar iyice tutsun, sonra hep beraber çıkar oynarız diye düşünürdüm. Ama insanların sürekli bir yerlere gitme gerekliliği, bazen de arzusu ağır basardı her zaman. Güzelim karlar tutmadan ayaklar altında ezilmeye başlanırdı. Devamlı bir yerlere gitmesi gereken arabalar ezer geçerdi minicik kar tanelerini.
Kar yağdığında ortalığı bir sessizlik kaplar. Küçük şehirlerde ya da kasabalarda, köylerde bu çok fark edilmez belki. Ama İstanbul gibi bir şehirde, sürekli bir şeylerin gürültüsüne maruz kaldığınız bir ortamda, o sessizlik direk fark edilir. Sessizliği seven biriyim, muhtemelen bu sebeple karda yürümeyi çok keyifli bulurum. Gündüz vakti ve inanılmaz bir sessizlik. İnsanların sesi asgariye inmiş, araba sesi yok. Sadece ayağımın altında ezilen karların çıkardığı hafif ses… Günümüzün popüler tabiriyle tam bir terapi :). Bir yerden beklenmedik bir ses yine de duyulur ve bütün büyü bozulur.
Eski usul mahalle diyebileceğimiz, belki de onun son örnekleri olan bir ortamda büyüdüm. Film havasında bir tablo sunup, herkes birbirine yardım ederdi gibi bir şeyler söylemeyeceğim. Benim kastettiğim mahalledeki hemen her çocuk sabahtan dışarı çıkar, oyunlar oynar, akşamı dışarıda ederdi. Bizim mahalle de bu şekildeydi. Dışarı çıkar, envaiçeşit oyun oynayıp akşam ezanıyla eve koşardık. Böyle olunca ismiyle bilmeseniz bile o civarda oturan yaşıtlarınızın hemen hepsini sima olarak tanırdınız. Kar yağınca işler değişirdi ama, yani en azından benim gözlemim o şekilde.
Kar yağdığında hiç görülmeyen simalar ortaya çıkar. Sima olarak yaşıtlarımızı tanırdık dedim. Ama kar yağınca daha önce görmediğim insanlar görürdüm. Bunlar bizim mahallede mi oturuyor? Neden şimdiye kadar hiç görmedik bunları? Yıllardır da burada oturuyoruz halbuki. Kar yağınca insanlarda dışarı çıkmak için ekstra bir motivasyon oluyor diye düşünüyorum. Kırk yılda bir yağdı, bunda da evde oturmayalım bari diye düşünüyorlar herhalde. Her gün dışarı çıkanlar için o gün de dışarı çıkmak normal bir şey. Ekstra bir motivasyona ihtiyaç yok, zaten çıkacaktım.
Bu ekstra motivasyona anlam verebiliyorum tabi ki. Sonuçta İstanbul’da kayda değer kar gördüğümüz süre çok kısıtlı. Merak ettiğim bu motivasyon salt kara dokunmak, kar oynamak için mi? Özellikle günümüzde hemen kameraya poz verme moduna geçilecekmiş gibi hissediyorum. Kimin motivasyonu ne bilemiyorum ama şahsen benim motivasyonum beyazlar içinde sessizce gezebilmek. Ama 5-10 santim kar olmadan tadı çıkmıyor, o da İstanbul’da çok nadir görebildiğimiz bir şey. Yılda bir kez belki, o da çok kısa süreli.