Keyifli Rota – Nisan Yağmuru

İstanbul, Anadolu yakasında oturuyorum. Dün yani cumartesi günü Avrupa yakasına, neredeyse İstanbul’un sonu diyebileceğimiz bir yere gitmem gerekti. Beşyol metrobüs durağının yakınlarında bir yer. Hemen her gün kıta değiştiriyorum, kıta değiştirmek sıkıntı değil, gideceğim yer çok uzak. Biraz abartı olacak ama neredeyse İstanbul’u baştan başa geçmem gerekiyor.

Gidebileceğim iki yol var, başka yollar da vardır da en akla yakın ikisini söylüyorum.

-Metrobüsün herhangi bir durağına gidip, oradan sonsuza giden bir yolculuk gibi, 30-40 durak gitmek. Durak sayısını da abarttım belki bilmiyorum, baya bir durak gitmek gerekiyor.
-Marmaray ile Küçük çekmece durağına gidip, oradan metrobüse binip 3-4 durak geri gitmek.

Metrobüs kalabalık olur korkusu bir kabus gibi üzerime çökünce, ikinci yolu tercih ettim. Daha az durak, daha az yolcu… Küçükçekmece durağına rahatlıkla vardım, yolun neredeyse tamamında oturdum. Zaten Yenikapı sonrası gittikçe seyrekleşti insan yoğunluğu. Oradan 5 dakika yürüyüşle metrobüs durağına vardım, metrobüse bindim. Burada okurken son m harfini uzatarak okumak lazım. Bindimmmmmmmm ama nasıl bindim?

Bindim ama bir adım attım, olduğum yerde kaldım. İçerisi silme insan dolu, hareket edebileceğim hiç bir alan yok. İçerideki hava iyice ağırlaşmış, havasız bir ortam. Üç durak zor sabredip, kendimi dışarı attım. Kalanlara Allah sabır versin demekten başka bir şey gelmedi elimden. İşimi hallettim, geri dönüş yolunda direk metrobüsle mi gitsem diye düşündüm, daha düşünürken bundan hemen vaz geçip 3 durak geri Küçükçekmece’ye döndüm.

Yolculuğun geri kalanını anlatmadan burada bir mola vermek istiyorum. Metrobüs beklerken arka arkaya 3-4 tane metrobüs geldi ve hepsi ağzına kadar doluydu, bir tanesine attım kapağı ben de. Zaten 3 durak gideceğim diye düşünerek. Bu kadar sık metrobüs gelmesine rağmen, inanılmaz bir yoğunluk var. Metrobüsün olmadığı senaryoda İstanbul ne halde olurdu merak ediyorum. İstanbul’un bazı yerlerine gitmek mümkün olmazdı herhalde. Arabayla gittiğimi düşünemiyorum, en iyi ihtimalle 2-3 saat sürerdi herhalde yolculuk. Dur, kalk, sinir, stres vs. çilesi de cabası olurdu.

İstanbul’u şu anlık idare eden, bir nevi kurtaran diğer toplu taşıma aracı da Marmaray. Bu ikisi şu an İstanbul için can damarı gibi. Tabi metrolar da işimize çok yarıyor ama bu ikisi asıl yükü çekiyor diye düşünüyorum. Bir noktadan sonra bunlar da yetersiz olacak korkarım, yeni projeler ya da İstanbul’un nüfusunu azaltmaya yönelik çalışmalar lazım gibi gözüküyor.

Yolculuğa geri dönersek, metrobüs kalabalığından kurtulup kendimi Küçükçekmece’ye attım. Metrobüs durağından çıktım, önümde iki yol var. Bir yol direk Marmaray’a gidiyor gözüküyor, muhtemelen en kısa yol o. Sıkıcı bir İstanbul yolu, insan araba kaynayan bir güzergah. Diğer tarafa baktım, o taraf daha keyifli geldi. Bu taraf daha keyifli bir rota gibi duruyor dedim kendi kendime. Bir yanım hemen gideceğin yere varmalısın, kısa yolu seç dedi. Acele etmenin bir manasını göremedim, bu düşünceden sıyrılıp keyifli rotayı seçtim. Sonuçta acelecilik üzerine yazı yazdık.

Biraz ilerledim, insan sayısı azaldı, arabalar seyrekleşti. Metrobüs kalabalığından sonra içimi bir huzur kapladı. İstanbul dışında yaşamak acaba her zaman böyle mi hissettiriyor? Yoksa sakinliğin kıymetini anlamak için metrobüs kalabalığını çekmek mi gerekiyor? Bilemiyorum ama aklıma nedense ölesiye İstanbul’a bağımlı insanlar geldi, mecbur değilseniz kaçın kurtarın kendinizi. Bir gün ben de kurtarırım belki.

Yine yolculuktan saptım ama biraz yürüyünce bir tane yaya köprüsü gördüm, Küçükçekmece gölü üzerinden geçiyor. Yine metrobüse kısa bir yol var, diğer tarafta köprü üzerinden geçip yolu uzatıp metrobüse gideceğini umduğum bir yol. Köprü daha keyifli geldi, köprüye yöneldim. Havanın yağmurlu olmasının da etkisiyle sanırım ortalıkta tek tük insan var, araç trafiği yok. İstanbul’da mumla aranılan bir manzara. Hem fazla insan, araç olmaması hem de köprünün enfes manzarası. Manzarayı seyrede seyrede köprüyü geçtim, yolu biraz uzatsam da mutlu bir şekilde marmaray durağına vardım.

Köprüden geçerken bir kaç tane de fotoğraf çektim, yağmur yağdığı için biraz acele oldu, oranın güzelliğini yansıtmayı becerememişim.

İstanbul gibi kalabalık bir şehirde yaşıyorsanız, keyifli rotalar her zaman karşınıza çıkmaz. Çıktığında da yolu uzatmak pahasına da olsa kaçırmamak lazım. Sürekli bir şeylere yetişme telaşındaki biz şehirlilere iyi gelecektir diye düşünüyorum. Burada bir de Nisan yağmuruna parantez açmak istiyorum. Yıllar önce bir köşe yazısı okumuştum, Nisan yağmurunun faydalarını öve öve bitiremiyordu yazar. Yağmurda kafanız açık biraz ıslanın diyordu. Ben de o yazıyı okuduğumdan beri Nisan ayında yağmur altında biraz gezinirim. Gerçi 14 Nisan’dan sonra başlıyor bu etki diyenler var, ben biraz erken ıslanmış olabilirim.

Tabi her şeyde olduğu gibi işi kararında bırakmak lazım. Geçen sene biraz abartmıştım, sonra bir kaç hafta sinüzit ve baş ağrısıyla uğraşmıştım. Bu sefer 5 dakika falan durdum yağmur altında. Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer malum. O da sanırım erken oldu, neyse Allah büyüktür bir dahaki yağmuru bekleyelim.

Leave a Comment