Kul Hakkı – Devletin Mumu

Metrobüs sırasında bekliyorum, sıralar genelde ikili halde yapılıyor, ikinci sıradayım. Önümde iki kişi var yani. İkinci kapıdayım, yani yakınlarda oturabileceğim 8-9 tane koltuk var. Normal sırayla binilen bir mantıkta ekstra hiç bir çaba harcamadan yakınlarda bir yere gidip oturmam lazım. İnsanlar yavaş yavaş sıraya girmeye başlıyor, sıra bir anda uzayıveriyor. Ne hikmetse bazı kişiler bu sıraya girmeyip sıranın yanında beklemeye başlıyor. Haliyle garip bir sıraya dönüşüyor, kim nerede neyi bekliyor belli değil.

Yan kısımda bekleyenler genelde ikiye ayrılır, şark kurnazlığı niyetinde olanlar ya da sıradakilerin binmesini bekleyip sonrasında binecek olanlar. Metrobüs geliyor, o an herkeste bir hareketlenme oluyor, artık sıra falan hak getire. Yandakilerin bazıları da ortaya doğru hareketleniyor. İkinci, üçüncü sırada bile olsanız ekstra bir çaba harcayarak oturacak yer bulabiliyorsunuz. Aradan kaynayıp yer kapmak kazanç sayılıyor, bu bir kazançtan ziyade kul hakkıdır. Şark kurnazlığı falan süslü bir tabirdir sadece, ufak bir kazanç için ağır bir yükün altına girer aslında insan.

Kul hakkı dediğimizde bu haliyle dini bir söylem. Yazı da haliyle bu perspektiften olaya bakacak. Böyle bir endişeniz yoksa metrobüs sırasına kaynak yaptığınızda muhtemelen hayatınızda bir daha görmeyeceğiniz ya da görseniz de hatırlayıp hatırlamayacağınızın meçhul olduğu insanların sitemine maruz kalırsınız en fazla. Belki bir tartışma falan çıkar, ötesi zor. Polis falan peşinizden kovalamaz yani ya da metrobüs sırasında kaynak yapmışsın diye bir ceza kağıdı gelmez eve. Yani en azından şu an için gelmiyor bildiğim kadarıyla :).

Kul hakkı perspektifinden düşündüğümüzde ama bu yapabileceğiniz en kötü şeylerden birisine dönüşüyor. Geçen Kadir gecesi ile ilgili bir hoca sohbet ediyordu. Kadir gecesini hakkıyla değerlendiren, o geceyi ibadetle, zikirle, şükürle vs. geçiren kişinin Allah geçmiş günahlarını bağışlayacağını müjdelemiştir ama kul hakkı müstesna. Helallik alınmadığı sürece o hak kişinin üstünde kalır diyordu. Metrobüs örneğinden gidersek, sıradaki o kişilerden helallik almayı geçtim, bulma şansımız bile yok neredeyse. İmkansız demek istemiyorum, teorik olarak mümkün ama aslında neredeyse imkansız desek yeridir. Ufacık bir menfaat için aslında olmayacak bir yükün altına giriyor insan.

Başka bir örnek olarak trafik verilebilir. Hatalı sollamalar, emniyet şeridinden gitmeler, trafikten kaçmak için diğer yola ayrılmış şeritten gidip sonra şeride bağlanmak vs. uzayıp gidiyor liste. Hepsi zahiren bize bir kaç dakika kazandırıyor ama neler kaybettiriyor acaba. Sadece sürücüler için değil tabi ki, yayaların kendilerine kırmızı ışık yanarken geçmesi, alt geçit, üst geçit kullanmayıp yoldan geçmeye çalışması vs. Yine amaç bir kaç dakika kazanç sağlamak. Özellikle İstanbul gibi şehirlerde yaşayanlar için zaten trafik ya da yolculuk bir kaç dakika kazanmak üzerine kurulu bir şey gibi. Kızılderililerin hızlı gittik, ruhlarımız geride kaldı sözü geliyor aklıma böyle durumlarda. Bizim ruhlarımız nerede kaldı acaba?

Kul hakkı denildiğinde aklıma şöyle çarpıcı bir örnek de geliyor. Yanlış hatırlamıyorsam dört halifeden birisi, sanırım Hz. Ali (r.a) ile ilgili şöyle bir olay anlatılıyor. Bir işle meşgul, o işi bitirip başka bir işe geçiyor. Kullandığı mumu söndürüp başka bir mum yakıyor. Yanında bulunan birisi neden böyle yaptığını soruyor. Önceki yaptığım iş devletin işiydi, devletin mumunu kullanıyordum. Şu anki yaptığım iş kendi şahsi işim, o yüzden kendi mumumu yaktım diyor. Neleri hesap ettiklerini düşününce bizim tabiri caizse daha kırk fırın ekmek yememiz lazım.

Biraz geri çekilip yaşantımıza, günlük hayatta yaptıklarımıza bakarsak kul hakkına girdiğimiz yerleri tespit edip kendimize çeki düzen verebiliriz. Aksi halde farkına bile varmadan ahiret gününde ağır bir fatura ile karşı karşıya kalabiliriz Allah muhafaza.

Leave a Comment