İslam dininde “Emr-i bi’l-mâruf ve nehy-i ani’l- münker” (İyiliği emret, kötülükten sakındır) diye bir düstur var. Düşünüldüğünde bu çok güzel bir sistem. Benim yanlışımı görünce sen uyarırsın, ben seni uyarırım. Diğeri böyle yaparsanız daha hayırlıdır der. Sonuç toplum olarak hepimiz daha iyi bir noktaya geliriz. Yani birbirimize nasihat veririz, daha iyi bir insan olmak için birbirimize yardımcı oluruz.
İşin ehli olmayan kişinin verdiği nasihat ters tepebilir tabii ki. İnsanlık tarihi boyunca hep mi böyleydi bilmiyorum ama bence nasihat etmek bu devirde zor bir iş. Sana ne deyip işin içinden çıkabiliyor karşınızdaki kişi. Yaşadığım bir kaç olay üzerinden ifade etmeye çalışayım.
Yıllar önce askerliğimi küçük bir karakolda yaptım. Sayımız 15-20 civarı olurdu. Zamanı gelince birileri terhis oluyor, yeni askerler geliyor, sayı sürekli bu civarlarda değişiyor yani. Diğer yerlere göre küçük kendi halinde bir köyün, kendi halinde jandarma karakolu. Biraz ters bir yerde olduğu için üst rütbelerden geleni gideni de pek olmaz. Civarda denetim yapılır, bizi es geçerler tarzı bir yer.
Bulaşık yıkama, en sevilmeyen işlerden birisi haliyle, gün gün değişiyor askerler arasında. Bende de neyin tesiriyle bilmiyorum suya, su kullanımına karşı bir hassasiyet var. Su milli servettir derdi büyüklerimiz. Bu söz belki etkili oldu bilemiyorum, suyu az kullanmaya çalışırım, aşırı kullanan birisi olursa da rahatsız olurum.
Askerde bir gün bulaşık yıkayan arkadaşlardan birisi suyu sonuna kadar açmış. Arada bir geliyor, bir tabağı duruluyor, dönüyor yerine yerleştiriyor, başka tabak alıyor. Başka bir şeye bakıyor. Su boş yere sürekli akıyor. Dayanamadım, “Su israf oluyor, biraz daha az mı açsan?” dedim. Kaba bir tabir kullanmadım, bağırmadım, nazikçe uyardım. Aldığım cevap, sana ne sen mi veriyorsun parasını oldu. Parası önemli değil ki, bulunduğumuz yerin suyu kısıtlı. Son yıllarda yağışlar da azalmış, komutan sürekli ikaz ediyor. Suyu dikkatli kullanın, sular azalırsa kesmeye başlarlar sıkıntı yaşarız. Ben cevap versem, bu sefer kavga çıkacak, herkes patlamaya hazır bomba. Sonra al başına belayı. Bir şey diyemedim, sular öyle akarken orada da duramadım.
Yıllar geçti, bu sefer bir halı saha maçının çıkışı. Bu sefer başka bir arkadaş, askerlik arkadaşını askerde bıraktım. Çocukluğumdan beri tanıdığım birisi. Hava inanılmaz sıcak, maç sonu herkes kan ter içinde. Soluğu lavaboda aldık ikimiz. Ben az bir şey su açtım, yüzümü bir kaç kez yıkadım, işim bitti. Artık evde duş alacağım her zaman yaptığım gibi. Arkadaş suyu sonuna kadar açtı, avucuna alabildiği az bir miktar, geri kalan akıyor, gidiyor. Yine dayanamadım, biraz az mı açsan acaba dedim. Yine kötü bir tabir, bağırma, çağırma yok. Sana ne, benim suyuma karışma dedi. Farklı kişiler, yine aynı sonuç ne yazık ki.
Yine bir süre geçti, aylar belki yıllar. Kardeşimin mutfakta suyu son seviye açıp kullandığını gördüm, halbuki hiç gerek yoktu. Az bir miktar açsa bile kafiydi. Suyu çok açmışsın biraz kıssan mı dedim. Hatasını anladı, hemen kıstı. Aklıma hemen diğer iki olay geldi ister istemez. İslam’a davet etmeye en yakınlarından başla diyor ya bu da aynı hesap sanırım. Nasihat verirken önce en yakınlarımızdan başlamamız lazım belki de. Onun da öncesinde kendimizi hizaya sokmamız lazım tabi ki.
Rivayet odur ki Lokman Hekim’e bir hasta gelmiş. O an için bir şey söylememiş. Kırk gün sonra gelmiş, hastaya kırk gün bal yeme demiş. Önce kendisi uygulamış söyleyeceğini, yoksa tesir etmezdi diyor. Nasihat vermek bu devirde gerçekten zor, önce kendimizi hizaya sokup, sonra yakınlarımızdan başlayıp dalga dalga yayılır diye ümit ediyorum.
Tabi bu konuda yazmak benim haddimi aşan bir durum. Ben sadece hayatımda yaşadığım bir kaç olay üzerinden bir çıkarımda bulunmaya çalıştım. Konu hakkında daha doğru bilgi için bu yazıya bakabilirsiniz: https://www.islamveihsan.com/emri-bil-maruf-nehyi-anil-munker-nedir.html