Önem Katsayısı – Hararetli Tartışma

Geçenlerde metrobüste seyahat ediyorum. Seyahat ediyorum deyince de sanki turistik amaçlı bir yerlere gidiyorum gibi bir hava oldu ama açıkçası işten dönüyordum. Turistlik, gezmelik bir durumum yoktu yani, müşterilerinin yüzde doksanı belki daha fazlası gibi ben de mecburiyetten biniyorum yani. Arabayla da gidebilirim de bu trafikte çok akıl karı değil gibi.

Konuyu çok da dağıtmadan, ilginç bir şekilde yarısı boş bir metrobüs geldi ve sevinçle binip oturduk. Oturarak seyahat etmek metrobüs için bir lütuf haliyle, sevinmek hakkımız. Bir kaç kişi yine ayakta kaldı ama metrobüsün kuralı sanırım, birileri her halükarda ayakta kalıyor. Köprüye vardık, cam kenarındayım, boğazı seyrederek gidiyoruz.

Arka tarafımda bir kaç kız oturuyor, birisi hararetli bir şekilde bir şeyler anlatıyor. İster istemez bütün otobüs kulak misafiri oluyoruz. Bazen biri diğerini uyarıyor biraz sessiz ol gibisinden. Ama o hararetle 15-20 saniye sonra yine ses artıyor. İş yerinde zihnim yeterince dolduğu için açıkçası duyduklarımı çok anlamıyorum da, dikkatimi vermiyorum da zaten ama kelimeler cümleler herkese olduğu gibi bana doğru uçuyor.

Bir noktada dayanamadım bu kadar heyecanla ne konuşuyorlar acaba diye biraz dikkatimi verdim. Anladığım kadarıyla tanıdıkları bir çocuk, bir kızla görüşüyormuş, sonra ayrılmışlar. Bu olayla ilgili bir tanesi sürekli bir şeyler anlatıyor, o ona şöyle dedi, diğeri buna böyle dedi, şöyle oldu, böyle oldu. Ben zaten ipin ucunu bir yerden sonra kaçırdım, dinlediğimi anlayamaz hale geldim desem yeridir. Dikkatimi de tekrar dışarıdaki manzaraya çevirdim. Tabi beni bir düşünce aldı. Bu kadar hararetli konuşuyorlar ama acaba bu konuştukları konunun ne kadar önemi var?

Ne kadar önemi vardan kastım, vaktimizi, enerjimizi harcadığımız bir çok şey acaba ne kadar ilgimizi alakamızı hak ediyor? Buna iki şekilde yaklaşabiliriz, biri olaylara daha geniş açıdan bakmak, diğeri zamanın akışında ne olacak onu düşünmek.

İlki için bir adım geri çekilelim ve yaşadıklarımızı, yaptıklarımızı daha geniş bir açıdan düşünelim. Bizim çok önemli gördüğümüz bir şey, geniş bir çerçevede önemsiz bir detay olabilir. Buna örnek olarak şöyle bir şey geliyor aklıma. İlk oyun geliştirmeye başlayanlar, hevesle bir şeyler yaparlar, genelde ilk oyun haliyle vasat ya da vasatın altı olur. Yapan kişi için ama bu inanılmaz bir şeydir, bir oyun yaptım der. Başkalarına gösterir, kimisi morali bozulmasın diye iyi şeyler söyler, kimisi de eleştirir. Yapanın bilgisi, tecrübesi açısından baktığımızda bir oyun yapmak ciddi bir başarıdır. Ama bu oyunu dünyaya tabiri caizse vahşi doğaya gönderdiğinizde artık buna yeni birinin yaptığı bir oyun diye bakılmaz, bu bir oyundur ve rakibi diğer oyunlardır. Oyuncu ben yeni oyunlara destek olayım demez, diyen varsa da çok azınlıktır. Yapan için büyük bir başarı olan şey, geniş oyun havzasında önemsiz bir detaydır, istisnaları olsa dahi. Oyun dedim ama bu bir çok şeye uyarlanabilir haliyle. Buradan tabi oyun yapmayın ya da herhangi bir işe başlamayın anlamı çıkarmaya çalışmamak lazım. Yaptığımız işi gözümüzde çok büyütmemek adına verdiğim bir örnek sadece.

İkincisi için o şeyin aradan belli bir süre geçince ne kadar önemi olacağını düşünmek lazım. Bir hafta, bir ay, bir yıl sonra ne kadar önemi olacak? Bu öncekinden daha ilginç bence. Bugün için endişelendiğimiz, canımızı sıkan, bizi üzen bir çok şey aradan zaman geçince önemsiz hale gelecek. Bir çok yaptığımız şey için ne kadar önemsiz şeyler üzerine uğraşmışım, kendimi yormuşum diyeceğiz muhtemelen. İnsan büyüdükçe önemsediği şeyler de değişir. Bir çocuk için oyuncağı en önemli eşyasıdır mesela, büyünce bunun yerini telefon alır, tablet alır, bilgisayar alır, araba alır, ev alır… Liste böyle gider, hayat yolunda ilerledikçe öncekiler anlamsızlaşır, önemsizleşir. O an için ama en önemli şey gibi geliyordu her birimize. Bu konuda en dikkatimi çeken şey sanırım tartışmalar, tartışmalarımız.

Bazen insanların gerçekten çok önemsiz şeyler üzerine tartıştıklarına şahit oluyorum. Bunun için mi tartışıyorlar diye hayret ediyorum. Kendimi düşünüyorum, eskiden yaptığım bazı tartışmalara da hayret ediyorum. Bunun için mi tartıştık, o kadar gerdik ortamı? Ne kadar önemsiz bir şeydi oysa ki. Bu konuda özellikle çocuklar çok ilginçtir. Bir oyuncak ortada durur kimse yüzüne bakmaz, olur da birisi eline alırsa dünyanın en önemli eşyası oluverir. Onun için tartışırlar, ağlarlar, yetişkinleri çileden çıkarabilecek ne varsa yaparlar. Biraz zaman geçer, oyuncak yine önemsiz bir şey haline gelir. Gün gelir tekrar kıymete biner, bu döngü anca çocuklar büyüyünce kırılır.

Kendi tartışmalarımı şimdi düşününce, herhalde bir çoğunda tartışmayı en kolay nasıl bitirebileceksem öyle bitirip kendimi kurtarırdım. Tartışma zaten iki kişinin de kendisini haklı görmesi, bunun üzerine bir de bu haklılığı karşı tarafa zorla kabul ettirme isteğiyle çıkar. Bu ikincisi için çaba harcamak bana gittikçe daha anlamsız gözüküyor. Futbol tartışmaları en anlam veremediğim. Ben de futbolu kısmen takip ediyorum, en azından Galatasaray maçlarını izliyorum. Ama bunun üzerinden bir tartışmaya girmek, hakem sizi tuttu, bizi doğradı, o öyle yaptı, bu böyle yaptı gibisinden tartışmak bana anlamsız geliyor. Bu öyle bir konu ki, herkes kendini, kendi takımını haklı görüyor, fanatik dediğimiz böyle bir şey zaten. Haliyle böyle bir tartışma da dipsiz bir kuyu oluyor. İllaki konuyu buraya getiren oluyor tabi ki, bu durumda haklı gözüküyorsa iddiaları haklısın diyorum. Hak veremiyorsam da bilmiyorum, ben izleyip geçiyorum deyip geçiştiriyorum.

Muhtemelen kendi yaşadığınız tartışmalarda bana hak vereceksiniz. Genelde çok önemli olmayan, bir tarafın alttan almasıyla çözülebilecek hatta belki de hiç ortaya çıkmayacak meseleler genelde. Sonuçta insan çevresindeki kişilerin huyunu, suyunu iyi kötü bilir. Sonra pişman olmaktansa ne önemli, ne değil iyi düşünmek lazım.

Leave a Comment