Sevdiğin işi yap yanılgısı – Gerçek Çalışma

“Sevdiğin işi yap, bir gün bile çalışmamış olursun” diye bir çok yerde denk geldiğim bir söz var. En son sanırım genç birisi bir yarışma programında söylüyordu. Bir filmde de duyduğumu hatırlıyorum, kişisel gelişim kitapları okuduğum dönemde de denk gelmişimdir muhtemelen. Bu sözü oldum olası sevemedim. Çok sığ bir bakış açısı gibi geliyor bana. İş dediğimiz şey tek bir andan, tek bir eylemden ibaret olmuyor ki. Bir kısmını severek yaparım, bir kısmı sıkıcı gelebilir. Ya da bir gün diğerini tutmayabilir.

Dünyada bir yerlerde işi sadece bir şeyi, kelimenin tam anlamıyla bir şeyi yapmak olan birileri vardır. Adamın işi belki hapları bir kutuya dizmektir, sadece ve sadece bunu yapar. Ama genel olarak baktığımızda işler bu kadar basit, tek bir şeyden oluşmuyor. Diyelim ki sadece tek bir işi yapan birisi var, bu adam da kısa sürede monotona bağlayıp o da işinden sıkılacaktır diye düşünüyorum. Ama genele baktığımızda tek bir eylemden söz etmemiz çoğu zaman pek mümkün değil gibi.

Bir esnaf mesela, yeri geliyor raf diziyor, yeri geliyor yerleri siliyor, müşteri ile ilgileniyor, müşteriye gidiyor… Fabrikada çalışan birisi yeri geliyor kolileri taşıyor, yeri geliyor makinaya bakıyor, ürünleri koliye dolduruyor… Birini yapmayı çok seviyordur belki, diğerini iş olsun diye yapıyordur. Ayrıca bu nasıl bir kişidir ki ruh hali hiç değişmez? Gün gelir, iş yapmak, çalışmak istemez. Morali bozuk olabilir, o gün yaptığı işten keyif almaz. Bitse de gitsek der. Aklıma burada bir zamanlar babamın yanında çalışan bir abi geliyor, durup durup arada: “Akşam olsa da yatsak uyusak derdi.” İşini o kadar çok severdi yani :).

En azından günümüz dünyasında iş, çalışmak böyle bir şey. Sevdiğimiz işi yapsak bile, bir gün değil bir çok gün çalışmış olacağız. Çünkü çoğumuzun keyfe keder çalışma gibisinden bir şansımız yok. Sabah uyandık diyelim ki, canım çalışmak istemiyor bugün geç gideyim işe diye kaçımız diyebiliyoruz? İşyeri sahibi bile bu opsiyona sahip olamıyor çoğunlukla. Sahip olur tabii ki ama bir noktadan sonra artık böyle bir opsiyona sahip olabileceği bir iş yeri olur mu Allah bilir. Müşteri ürününü bekliyor, kardeşim bugün canım istemedi işe gitmedim sen yarın bir daha gel desek, herhalde müşteri soluğu başka bir satıcıda alır.

Kendimden örnek verirsem en azından benim için durumlar böyle. Sevdiğim, en azından ilk yıllarında severek yaptığım bir işim var. İlk yıllarda bile bazen severek, bazen proje bitse de kurtulsam dediğim çok oldu. Şimdi de çok değişen bir şey yok. Bir yazılımcı olarak bazen sevdiğim bir proje oluyor, bazen bitireyim, zamanında müşteriye gönderelim de kurtulayım dediğim de oluyor. Sabah erken saatte kalkıyoruz çoğumuz, bu soğukta, bu yağmurda, bu karda vs. gitmek zor geliyor ister istemez. Gitmeyi geçtim, gün oluyor yataktan kalkmak bile zor geliyor insana. Böyle bir durumda bir gün bile çalışmadım diyen çıkar mı bilemiyorum.

Keyfe keder çalışacak bir işimiz var diyelim, bu nasıl bir iş oluyor tam kafamda kuramıyorum ama. Keyfe keder lafı da ilginç bir söz aslında. Eskiden Ramazan aylarında babam derdi, acil bir iş yok keyfe keder çalışın. Yani zaman geçsin diye bir şeyler yapın, çok acil bir ürün bekleyen müşteri yok takılın demenin ilginç bir yolu sanırım. Biz yine işe dalıp normale yakın bir tempoda çalışırdık gerçi, müşteri o an için istememiş gibi olabilir ama yüklü bir sipariş gelince işler koştur koştura dönmeden tedbirimizi alalım.

Rahat rahat keyfimize göre çalıştığımız bir iş hayal edelim. Bu da bir noktada ister istemez aşırı rahatlığa, gevşekliğe götürecektir diye düşünüyorum. Resim yapma, şarkı yazma gibi daha sanatkarane işler belki istisna olabilir. Ama bunlar da zaten yüzde bir bile olmayan meslekler sanırım, biz ezici çoğunluğa yine de hitap etmiyor.

Sözün özü sevdiğimiz bir işi yaparken bile içinde sevmediğimiz kısımlar olması kaçınılmaz diye düşünüyorum. Robot değiliz, çalışmak istemediğimiz günler, işe gitmek istemediğimiz günler de olacak. Sevdiğin işi yap falan filan tarz yargı dağıtan cümleler gerçeklikten, hayatın gerçeklerinden baya uzak bence. En azından bizim yaşadığımız hayatlarda.

Leave a Comment