Yılbaşı denilince aklıma ilginç bir şekilde Arthur Schopenhauer‘in Mutluluk üzerine aforizmalar kitabından şu kısım gelir.
Talih insafsız ve acımasızdır, insanlık acınacak durumdadır. Bunun gibi bir dünyada içinde zengin olan bir insan Noel zamanında aydınlık, sıcak, mutlu bir yuvadır. Buna mukabil bundan yoksun olanlar karlarla kaplı soğuk bir Aralık gecesidirler.
Sanırım burada geçen noel kelimesinden dolayı bende bu çağrışımı yapıyor. Noel aslında yılbaşı olmasa da bizim toplumumuzda aynı şeymiş gibi görülür. Bizim için bir gündür aslında yılbaşı, yabancılarda ise Aralık’ın ortasından itibaren tatil havası başlar. Yani en azından yabancılardan gördüğüm kadarıyla böyle, yabancı müşterilerimizde Aralık’ın neredeyse başından itibaren bir yavaşlama, işlerde düşüş başlar. Tatilde olduklarına bağlıyorum bu durumu, fazlasını araştırmadım.
Yılbaşı, doğum günü ve benzeri kutlamaları oldum olası anlamadım. Çok klasik bir söylem olacak ama her iki durumda da aslında bir yılı geride bıraktığımızı kutluyoruz. Bana göre oldukça anlamsız bir kutlama, çocuklar hariç kimse yaşlanmak istemiyor çünkü. Madem yaşlandık, neden kutlamıyoruz diye mi düşünülüyor? Dediğim gibi bu çok klasik bir söylem, bir çok kez duymuşsunuzdur. Amaç belki de sadece bir bahane bulduk kutlayalım. Ya da herkes yapıyor ben neden yapmayayım ki gibi bir şeydir. Yabancılardan görünce özeniyordur belki insanlar. Sebebi ne olursa olsun bu konuda Seinfeld’in doğum günü ile ilgili skeçleri durumun ilginçliğini çok güzel özetliyor bence.
İşin dini boyutu var tabi bir de. Ona değinmeden geçmek istemiyorum. İslami açıdan bakarsak, ölçü oldukça net
“Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.” (Ebû Dâvud, Libâs, 4/4031)
İşin içki vs. boyutları da var ekstra olarak. Dini açıdan bakarsak, yılbaşı kutlamalarından uzak durmak en iyisi. Kutlamayı geçtim, şirketlerde vs. yapılan hediyeleşme bile sıkıntılı olabilir bence. Uzak durmak en iyisi.
Mutluluk konusuna dönersek, yazının başında bahsettiğim Mutluluk üzerine aforizmalar kitabını yıllar önce okumuştum. Genel olarak bir çok konuya temas etse de, söylediği şey insanın mutluluğu dışarıda değil kendi içinde araması gerektiği. Şuna yakın bir şey de diyor mesela; yoksulluktan kurtulup zengin olan insan bu sefer can sıkıntısına yakalanır. Her türden kart oyunları, gezip tozmayla can sıkıntısını bastırmaya çalışır. Bir nevi beynini kapatır yani.
Günümüzün saatlerce kafelerde pineklemesini buna benzetiyorum. Doğru ya da yanlış bilemiyorum, bir düşünce sadece. Saatlerce konuşulur, iş bir noktada ister istemez dedikoduya kayar ne yazık ki. Dedikodu denilince de aklıma şu söz geliyor; “Dedikodu başladı mı gayrı iflah olmaz. Dost düşman olur, düşman canavar kesilir.” Boş konuşma, dedikodu vs. her türlü zararlı söz konusuyla ilgili şu hadis ile konuyu bağlayayım:
“…
-Allah hayrını versin ey Muâz! İnsanları yüzüstü cehenneme sürükleyen, dillerinin söylediğinden başka nedir ki? Kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa, ya hayırlı söz söylesin veya sussun, zararlı söz söylemesin! Sizler hayırlı söz söyleyerek kazançlı çıkınız; zararlı söz söylemeyerek rahat ve huzura kavuşunuz.” (Hâkim, IV, 319/7774)