Gereksiz Nezaket – Bitmeyen Konuşma

Benden bir isteğin var mı kardeşim? Benden bir isteğin var mı yeğenim? Benden bir isteğin var mı falan kişi diye cümleleri muhakkak duymuşsunuzdur. Hatta belki de bu cümleleri kuranlardan birisiniz. Ben genellikle bu cümleye telefon konuşmalarının sonlarına doğru maruz kalıyorum. Çok merak ediyorum, bu soruya şimdiye kadar evet var diye cevap veren oldu mu? Ben demedim, hep klasikleşmiş bir şekilde canının sağlığı dedim. Bu cevabı nereden öğrendim bilmiyorum, basmakalıp bir soruya basmakalıp bir cevap.

Diğer merak ettiğim nokta ise şu; bu soruyu soran kişi gerçekten mi soruyor yoksa sadece nezaketen mi? Evet var dese şaşıracak belki o da. Ben bu soruyu genelde konuşmayı nasıl sonlandıracağına karar veremeyen birinin kurtuluş yolu olarak görüyorum. Ben konuşmayı bitiremedim, gel beraber bitirelim. Bu sorudan sonrası zaten klasik, görüşürüz, kendine iyi bak, iyi akşamlar vs. bitiyor.

Bu bana biraz gereksiz bir nezaket gösterisi gibi geliyor. Çok basmakalıp bir diyalog, biraz farklı şeyler de deneyebiliriz bence. Şu an için bir önerim yok ama ne yazık ki.

Konuşmayı bitirme olayına biraz girmek istiyorum. Bitirilemeyen, bir türlü bitmeyen telefon konuşmaları var. Seinfeld bunu konuşmanın içinde bir boşluk yok. Araya girip tamam hadi görüşürüz diyebileceğim bir boşluk yok diye dillendiriyor dizinin bir bölümünde. Bunu ben de bir kaç kişiyle yaşadım ne yazık ki. Bazı kişilerin gerçekten anlatacak çok şeyi oluyor ya da konuşmayı, birilerinin kendisini dinlemesini çok seviyorlar. Benim gibi normal miktarlarda konuşan kişiler için bu durum biraz anlaşılmaz oluyor. Bu kadar konuşmakta, dinlemekte yoruyor.

Uzun uzun telefonda konuşanlara hayret ederdim. Bu insanlar bu kadar ne konuşuyor diye hep şaşırırdım. Yüz yüze olsak benim de dilim çözülür ama telefonda çok sıkıcı geliyor bana. Karşındakini sadece ses tonundan anlamaya çalışıyorsun, jestler mimikler her şey uçmuş. Bu kadar hayret edince benim de başıma geldi tabi ki.

Arada sırada arayan bir arkadaşım var. Anlatmaya başladı mı, görüşme 40-45 dakikada zor bitiyor. O da benim artık yeter mi, işim var falan dememle bitiyor. Demesen iki saati göreceğiz herhalde, hayret ettiğim görüşmeleri de geçeceğiz yani. Gerçekten de konuşma içerisinde kendine iyi bak, görüşürüz diyecek bir boşluk bulmakta oldukça zor. Benden bir isteğin var mı sorusuyla aradan kurtulacak bir boşluk bile yok.

İşin ilginç yanı konular hep aynı çerçevede dönüyor. Aynı olayın farklı perspektifleri, iyice analiz yapıyor yani arkadaş. Yaşadığı olayı bir oraya, bir buraya çekiyor, sürekli anlatıyor. Ben arada ufak yorumlar yapabiliyorum sadece. Konuşmak için bana çok fırsat verilmiyor, mübarek makineli tüfek misali anlatıyor. Ben de yaylım ateşinden kaçmaya çalışan zavallı bir asker gibi evi arşınlıyorum, telefonu bir kulağımdan diğerine geçiriyorum.

Çok iyi hatırlıyorum, bir seferinde hat otomatik kesilmişti. Telefon konuşmalarında bir süre limiti varmış, onu aşınca otomatik bitiyormuş konuşma. Muhtemelen telefonu açık unuttu birisi diye düşünülüp böyle bir süre limiti eklenmiş. İlk başta şarjı bitti diye düşündüm, sonra telefonda yanlış hatırlamıyorsam konuşma süresi tam 60 dakikaydı. Bu tesadüf olamaz diye düşünüp bir limit falan var herhalde demiştim. Arkadaş geri aradı, belli ki o tecrübeli “Limite ulaşmışız, ondan kapandı.” dedi.

Açıkçası iki sevgilinin saatlerce telefonda konuşmalarına da hayret ediyorum. Zaten bir ömrü beraber geçirmeyi düşünen iki kişi, saatlerce ne anlatabilir, ne kadar süre boyunca bu anlatmayı devam ettirebilir. Evlendikten sonra da aynı konuşma temposunu sürdürüyorlar mı onu da çok merak ediyorum :). Hala böyle mi bilmiyorum tabi artık Whatsapp var. Mesaj atmak, konuşmaya göre çok daha rahat. Halen daha en iyisi yüz yüze görüşmek bence. Yazı duyguları aktaramıyor, emoji kısmen bir şeyler katıyor olsa bile. Telefonla konuşma kısmen aktarabiliyor. Bu yüzden en iyisi yüz yüze.

Leave a Comment