Babam bazen anlatır, eskiden bize şunları yemeyin çok zararlıdır derlerdi. Aradan yıllar geçti, şimdi de bunlar çok yararlıdır diyorlar, eskiden bizi kandırıyorlarmış derdi. Mesela tereyağının zararlı olduğunu söylemişler. Peki ne kullanalım yerine? Margarin kullanın demişler. Bugün ise tam tersi söyleniyor; margarinden kaçın sakın kullanmayın, tereyağı candır. Ne değişti yıllar içinde?
Geçen bir videoya denk geldim, adamın biri elinde bir resim, yazılar olan bir kağıt tutuyor. Güneş ışınlarıyla ilgili şöyle bir şey anlatıyor; Bize hep öğle vakti ultraviyole ışınlar çok yoğundur, aman dışarı çıkmayın dendi. Öğleden önce ve ikindiden sonra çıkın dendi diyor. Elindeki kağıdı gösteriyor, buradan görebilirsiniz öğlen ultraviyole ışınlar daha az, asıl akşam daha fazla diye anlatıyor.
Adamın elindeki kağıttan bir şey anlamadım açıkçası, küçücük telefon ekranında çok bir anlam ifade etmedi bana. Ortada güneşe benzer sarı, turuncu bir resim vardı. Altta ve üstte okuyamadığım, açıkçası okumaya uğraşmadığım bazı yazılar vardı. Elindeki kağıda bakıp da adam haklı diyen ya da diyebilen var mı bilemiyorum. Adamın uzmanlık alanı nedir o konuda da bilgim yok. Ama söyledikleri ilgimi çekti açıkçası. Bunu açıklamak için önce D vitamininden biraz bahsetmem gerekiyor sanırım.
Son yıllarda D vitamini baya popüler oldu, en azından ben çok duymaya başladım. Bağışıklık sistemin mi zayıf, D vitamininden olabilir. Kas sağlığı, kemik sağlığı, saç dökülmesi vs. böyle gidiyor liste. Her vitaminin kendince bir önemi, işe yaradığı bir yer vardır tabi ki. Bizim işimiz bunları sayıp dökmek değil. D vitamini güneşle ilgili olduğu için onun öneminden kısaca bahsetmek istedim. Sonuçta D vitamini denilince akla güneş gelir, doğal kaynağı güneştir.
Peki D vitamini güneşten en çok hangi saatlerde alınır? Bir çok kaynaktan okuduğuma göre en fazla alındığı vakit güneşin dik geldiği öğle vakitleri. Diğer vakitlerde daha az, hatta bazı coğrafyalarda ve mevsimlerde yanlış anlamadıysam sadece öğlen alınabiliyor. Ama öğlen ultraviyole, kaçın demişlerdi bize. Bildiğim kadarıyla bir çok kişinin D vitamini seviyesi düşük, öğlen güneşten kaçarsak, takviye de kullanılmıyorsa normal bir sonuç sanırım. Sonuç kışın çok kolay hasta olabilen bir bünye.
Önceki bahsettiğim video ile ilgili internetten araştırınca tabi ki öğle vakti ultraviyole ışınlar daha fazla diyor. Bu adamın söylediklerini komplo teorisi olarak düşünelim. Derken sonrasında başka bir videoya denk geldim. Bu sefer İngilizce bir video, daha yaşlı bir adam anlatıyor. Anlattığına göre D vitamini 1914 yılında (yılı yanlış hatırlıyor olabilirim) bulunmuş, sonrasında Amerika’da herkes günde 20 miligram D vitamini almaya başlamış. Sonuç olarak hastaneler boşalmış, kimse hasta olmamaya başlamış. Daha sonra bir operasyon çekip D vitamininin zararlı olduğu kanısını oluşturuyorlar, insanlar kullanmayı bırakıyor.
Bu videonun da etkisiyle burada işi biraz üzülerek komplo teorisine götüreceğim. Düşündüğüm kadarıyla başka bir açıklama bulamadım. İlaç üreten bir firma düşünelim, piyasada ne kadar çok hasta olursa bu firma o kadar çok satış yapar, büyür. Sağlık sektörü de bu kişilerin elinde olduğuna göre, öğlen dışarı çıkıp güneşlenmemeniz bu ilacı üretenlerin işine gelir haliyle. Bunu biraz şuna benzetiyorum, eskiden yaygın bir şekilde anti virüs programları kullanılırdı. Şöyle derlerdi, bu programları üretenler ilk virüsü üretiyor, sonra onları engellemek için anti virüs programı satıyorlar. Kendi kendilerine sektör oluşturup, açığı kendileri kapatıyor yani.
Bu noktada şöyle bir şey sorulabilir, peki ne değişti kardeşim, şimdi niye tereyağı sağlıklıdır, güneş ışığı önemlidir diyorlar? Ben bunu sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla, herkesin sesini eskiye göre çok daha rahat duyurabilmesine bağlıyorum. Eskiden bildiğiniz bir şeyi çok kısıtlı bir çevre ile paylaşabiliyordunuz. Şimdi teorik olarak, herkesin fikrini milyonlara ulaştırabilmesi mümkün. Gerçekte bu ne kadar mümkün sorgulanır da. En azından şöyle bir şey var, diyelim ki ünlü bir doktor çıktı şu zararlıdır, bu iyidir diye bir video yayınladı. Söyledikleri yanlışsa altına 50 tane bunu tekzip eden yorum gelir.
Eskiden durum şöyleydi diye hayal ediyorum. Gazetede, televizyonda biri çıkıp bir şey söylüyor ve olay hakkındaki bilgimiz bu kadar. Karşı bir şey söyleme şansı yok kimsenin. Karşı bir şey söylemek isteyen, sesini yine televizyon, gazete aracılığıyla duyurmaya çalışacak. Bu da haliyle meşakkatli bir iş, ne kadar mümkün o da ayrı bir soru işareti. Şimdi anında fikrini beyan etmek mümkün hale gelince işler değişti. Tabi işin bir de sosyal medyadaki bilgi kirliliği, kafa karışıklığı mevzusu var. O apayrı bir konu zaten.
Komplo teorisi taraftarı birisi değilim, sürekli insanlar art niyetlidir diye düşünmek çok sağlıklı değil. Diğer türlü zaten her köşede bir fenalık pusuda bekliyor diye düşünmek gerekir. Ama şöyle bir gerçek varki insanların kazanma hırsı çok ayrı bir şey, bu yüzden gıdada hile de yapan olur, insanları yanlış yönlendiren de. Özellikle sağlık konusu dikkat edilmesi gereken kritik konulardan biri bence. Bir yerlerde okuduğunuz bilgiler ne kadar doğru bilmek çok zor, işinin ehli, güvenilir bir doktor nezaretinde bir şeyler yapmak en doğrusu.