Yolda tanıdık biriyle karşılaştığımda üzülsem mi sevinsem mi bilemiyorum. Ayaküstü bir kaç dakika sohbet etmek, belki uzun zamandır görmediğim birisini görmek keyifli oluyor. İşin sevmediğim kısmı, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun sorularıyla tabiri caizse sorguya çekilmek. Benim söylemeyi daha çok sevdiğim şekliyle sigaya çekilmek.
Kardeşim nereden çıkarıyorsun böyle afilli lafları? Sigaya çekmek falan da ne oluyor? Bu yazıyı sırf ben bu kelimeyi biliyorum diye hava atmak için mi yazdın diye düşünebilirsiniz. Böyle bir amacım yok, sadece bu şekilde söylemek hoşuma gidiyor. Yunus Emre’nin bir şiirinden duymuştum, o zamandan beri sorgu, sorgulamak yerine bu daha çok hoşuma gidiyor. O şiiri de hatırlayalım yeri gelmişken;
Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme,
Seni sîgaya çeken bir Molla Kasım gelir.
Beni de yolda karşılaştığım insanlar bu şiirdeki gibi olmasa da daha basit bir şekilde sigaya çekiyor. Şöyle bir şey söylenir, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun diye sormak terk-i edepten sayılır. Yani bu tarz şeyleri sormak, sorgulamak edepsizlik olarak görülmüştür. Edepsiz demek biraz ağır oldu diyebilirsiniz. Sorulan kişi geldiği yeri, gittiği yeri söylemek istemeyebilir. Onu da zor durumda bırakıyor soran ister istemez.
Herkes her yaptığını söylemek zorunda değil, bu illaki illegal bir şey olmak zorunda değil. Ya da yaptığını, yapacağını rapor etmek zorunda değil. Şimdi bakkala gidiyorum, oradan manava geçeceğim, pastaneyle bitirip eve döneceğim. Emir görüşlerinize hazırım komutanım diye sözü tamamlamak lazım herhalde bu kadar maruzat verdikten sonra. Bazen bana sorulduğunda arka tarafı gösterip şu taraftan geliyorum diyorum :). Daha da sorarsa artık ileriyi gösterip şu tarafa gidiyorum derim herhalde, bunun üzerine bir şey soran henüz olmadı.
Bir de karşılaştığım şöyle bir durum var. İnsanlar sürekli kendilerine nereden geldikleri, nereye gittiklerinin sorulmasına o kadar alışmış ki, sizin bir şey sormanıza gerek yok. Bazen naber, nasılsın dedikten sonra karşımdaki kişi direk şuradan geliyorum, şuraya gidiyorum diye hemen rapor veriyor. Ben de evden geliyorum, markete gideceğim sen ne yapıyorsun diye söylüyor hemen. Ben üstüme düşeni yaptım, raporumu verdim sıra sende diyor yani.
Söyleyecek bir şey bulamıyor, ondan böyle söylüyor da olabilir. Ayaküstü konuşmaların zor bir yanı da var ister istemez. Nasılsın, işler nasıl falan deyip kesmek lazım. Hadi görüşürüz, başka bir zaman yolda karşılaşmak üzere deyip ayrılabiliriz. Ayaküstü konuşacak bir şey bulamayınca iş hemen nereye gidiyorsun sorusuna geliyor çünkü. İnsan doğası boşluk kabul etmiyor, boş boş ayakta durup birbirine bakmayı hiç kabul etmiyor.
Sözün öze, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun diye sormak bence çok doğru değil. Kişi söylemek istemez, istememesi normaldir de. Sonuçta hayatımızın her alanını herkese açma zorunluluğumuz yok. Ayaküstü konuşma baktınız devam ettirilemeyecek, bu sorulara geçmek yerine hadi görüşürüz, kendine iyi bak demek daha doğru olur gibi geliyor. Hadi görüşürüz, kendinize iyi bakın.