Özellikle klasik gelişim kitaplarında, sosyal medyada ya da motivasyon yükseltme amaçlı yazılarda afilli bazı cümleler okuruz. Üzerine düşününce bunlar genellikle mantıklı düşüncelerdir. Hele aralarında çok klasikleşmiş, sosyal medyada ya da internette gezinirken, bir şey okurken denk geldiklerimiz vardır. Bir çoğumuz bu tarz cümlelere denk gelmişizdir ister istemez, çok mantıklı da bulmuşuzdur. Peki hangilerini uyguladık şimdiye kadar?
Bu konuyu zaman zaman düşünürüm, bu bağlamda aklıma gelen ilk cümle şu oluyor: “Zenginlik çok şeye sahip olmak değil, az şeye ihtiyaç duymaktır.” Bu sözü ya da buna benzer bir sözü duymuşsunuzdur diye düşünüyorum. Bence çok mantıklı bir düşünce şekli. Çok şeye sahip olmada bir sınır göremiyorum, hep dahası var. İnsanın zihnini meşgul edecek, acaba bir şey oldu mu diye düşündürecek onlarca şey. Ama halen daha hepimiz bir şeylere sahip olmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Yeni bir telefon, bilgisayar, giysi daha zenginsek ev, araba vs. bir şeyler daha almaya çalışıyoruz. Her şeye sahip diyebileceğimiz milyoner birisi bile çalışıyor, neden çalışıyor can sıkıntısı belki de bilemiyorum.
Bu cümle aslında Eflatun’a sorulan bir kaç sorunun sonunda verdiği cevap. Konuşmanın tamamı internette bir çok yerde mevcut, ben de yazının sonuna eklerim. Konuşmanın bir yerinde çok kritik bir şey söylüyor: “Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler ama sağlıklarını geri almak içinde para öderler”. Bu sanırım şu anki toplumdaki hemen herkese hitap ediyor. Adına geçim sıkıntısı deyin, yeni bir şeyler almak, bir yerlere gitmek deyin hepimiz şu veya bu şekilde bir yerlerde didiniyoruz.
Tabi günümüzün popülist söylemiyle insanlar zar zor geçiniyor kardeşim, sen çok şeye sahip olmaktan bahsediyorsun denilmesi kaçınılmaz sanırım. Buna söyleyebilecek çok bir şeyim yok. Sadece ufak bir anımı anlatmak istiyorum. Yıllar önce tanıdığım birisi vardı, orta halli bir işi vardı. Bekar birisi olarak bu para kendisini rahat rahat idare edebilecek miktardaydı. Beraber uygun fiyata telefon almıştık ikimiz de. Ben o telefonu uzun zaman kullandım, ama bu tanıdığım bir kaç ayda bir ya telefonu kırıyordu, ya başka bir şey oluyordu, yeni telefon alıyordu. Öyle bir duruma gelmişti ki daha taksiti bitmeden telefonu bir şekilde kırıyor, yenisini alıyordu. Sinirlenip duvara attım demişti bir keresinde.
Aldığımız telefon pek kaliteli bir şey değildi, bir kaç yıl sonra ben de yenisini alıp eskisini yedekte dursun diye bir köşeye bıraktım. Bir gün bana, senin eski telefon duruyorsa bana verebilir misin dedi. Olur dedim, verdim. Bir kaç hafta sonra baktım başka telefona geçmiş, benim eski telefona ihtiyacın kalmadı herhalde dedim, geri verebilirsen yedekte dursun. Onu da bozmuş ne yazık ki. Bu kadar masrafı olunca, borç harç bir şekilde geçiniyordu. Yani zar zor geçinme bazen ayak yorgan sözüne geliyor. Bazen de tabi gerçek geçim sıkıntısı, ona diyebilecek bir şeyimiz yok. Allah yardımcıları olsun.
Bir de bu klasik sözler içinde “Sevdiğin işi yap, bir gün bile çalışmamış olursun” diye bir söz var. Bunu kim uyguluyor kısmına geçemeyeceğim maalesef ki. Bu sözden biraz şikayetçiyim, burada konuyu iyice karıştırıp, bu söze olan sitemlerimi yazmamak için kendimi zor tutuyorum. Bunu sonraki yazıya bırakalım. Konuya geri dönersek, bu tarz klasik gelişim cümleleri çok ilgi çekici, insanı cezbedici oluyor. Ama herhalde hiç birimiz bunları doğru düzgün uygulamıyoruz. Lokman Hekim’e ithaf edilen bir olay var, birisine bir tedavi vermeden önce kendisi 40 gün uyguluyor. Sözüm anca böyle etkili olurdu diyor. Biz de bu tarz cümlelerin büyüsüne kapılıp, sağda solda paylaşmadan önce uygulamayı denemeliyiz bence. Bu cümleler çok büyülü gelir ama uygulanmadığı sürece sadece kuru sözden ibaret kalırlar.
Gelelim yazıda belirttiğim Eflatun’a sorulan sorular ve cevaplarına:
Eflatun’a iki soru sormuşlar:
-İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan iki davranışı nedir?
Eflatun cevap vermiş:
“Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler ne var ki sonunda yine çocukluklarını özlerler. Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler ama sağlıklarını geri almak içinde para öderler. Yarınlarından endişe ederken bugünü unuturlar. Sonuçta ne bugünü ne de yarını yaşarlar. Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar, ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.”-Peki sen ne öneriyorsun?
Bilge yine sıralamış:
“Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın! Yapılması gereken tek şey sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır. Önemli olan hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır.”