Keşke Benim Olsaydı – Filmin Son Sahnesi

Şöyle bir tabloya hayatınızda bir çok sefer denk gelmişsinizdir. Kişi kendinden maddi olarak, zeka olarak, yetenek olarak ya da başka bir noktada üstün birisini gördüğünde, bazen keşke bende de olsaydı, keşke onun yerinde olsaydım der ya da düşünür. Bunun bazısı Allah korusun haset olur, bazısı gıpta etmek olur. Gıpta etmek anlaşılabilir, güzel bir şey görmüştür kişi kendisinde de olmasını ister, normal bir durum. Haset Allah korusun çok sıkıntılı bir durum, kişi kendi için onu istediği gibi, olan kişiden de zayi olmasını ister. Bizim konumuz bu ikisi de değil, olaya biraz daha farklı bir açıdan bakmak istiyorum.

Çok başarılı bir iş adamı, sporcu, sanatçı ya da aklınıza gelen herhangi bir alandaki birisini hayal edin. Bunu gören birisi keşke ben de böyle başarılı olabilseydim diye içinden geçiriyor. Toplumdaki statülerini bir anda takas etmek istiyor bir nevi. Şöhretse o şöhreti bir anda elde edip keyfini sürmek istiyor. Makamsa o makama geçip etrafa emirler yağdırmak istiyor belki de. Tabiri caizse filmin son sahnesinden olaya dahil olmak istiyor yani. Peki o kişinin hayatı o andan, o görülen imajdan mı ibaret?

Tabi ki hayır, klasik bir söylem vardır: “Ben bugünlere gelene kadar neler çektim sen biliyor musun?”. Bilmiyoruz, ben de bilmiyorum, hayatları takas etmek isteyenler de bilmiyor. O anki noktada hayatına imrenip yerine geçmek istiyoruz sadece. Halbuki hayat bir film gibi bir çok anlardan ibaret, kimi zaman güzel, kimi zaman sıkıcı, kimi zaman mutlu, kimi zaman mutsuz… Hepsi birleşiyor ve kişiyi bugüne taşıyor, hayatın dallanan yolları bir bakıma yani.

Ben bugünlere gelene kadar neler çektim klasik söyleminden bahsedince aklıma geldi. Bu efsane repliği geçenlerde bir dizide tekrar duydum. Genelde bu söz söylendiğinde, karşı taraf için çok bir şey söyleme şansı olmuyor. Bir nevi işini bitiriyor. Genelde gördüğüm böyle oluyordu yani. “Ben bugüne gelene kadar ne acılar çektim sen biliyor musun?”. Karşıdaki sus pus oluyor, cevap yok. Bu sefer farklı oldu ama. Bıktım senin şu fakir edebiyatından, geçmişini kendine bahane olarak kullanmandan tarzı bir şey söyledi diğer karakter. Bu sefer ilki bir şey diyemedi. El elden üstündür diye boşa dememişler, senarist sağ olsun gayet iyi bir cevap verdi.

Biz konumuza dönersek bir örnek üzerinden gidelim, Rocky filmini düşünelim mesela. Kurgusal bir karakter ama şampiyon olduğu andaki haline bakıp keşke ben şampiyonu olsaydım diyebilir birisi. Ama o şampiyonluk bir paket halinde geliyor, yılmadan, usanmadan yıllarca antrenman, çalışma sonucu ulaşılan bir başarı. Aynı eforu, aynı kararlılığı gösteren bir başkasının da aynı şekilde bir başarıya ulaşması mümkün. Tabi işin kader boyutu da var, elinden geleni yaptığı halde olmaması da gayet olası. Ama biz yine de elimizden geleni yapmakla mükellefiz.

Her zamanki gibi istisnai durumlar da mevcut. Büyük bir servetin varisi olmak ya da yüksek bir zeka seviyesine sahip olmak gibi. Bunlar da aslında yine bir paket halinde geliyor. Varis, aile işi diye belki de yönelmek istemediği bir alana yönelmek zorunda kalıyor. Ressam olmak istiyordu belki, babası sanatçı olma savaşçı ol demiş olabilir mesela. Yüksek zekaya sahip olan kişi de işinde başarılı ama sosyal ilişkilerinde, özel hayatında sıkıntılar yaşıyor olabilir. Yine komple hepsi bir paket yani.

Şu özellik bende olsaydı, şöyle olsaydı, böyle olsaydı demek günün sonunda pek bir anlam ifade etmiyor esasında. Herkes yine kendi hayatını yaşıyor. Öyle olsaydı, böyle olsaydı demek yerine, kendimiz ne yapabiliriz, nasıl yapabiliriz buna odaklanmak daha iyi olur. Kendi hayatımdan örnek verirsem, yıllar önce pek bir geleceği olmayan, getirisi de çok olmayan bir iş yapıyordum. O iş yanında başka şeyler de deniyordum ama tam odağımı vermiyordum. Günler, aylar, yıllar bu minvalde geldi geçti. Nihayet bu iş böyle gitmeyecek bir şeyler yapmam lazım diye düşünmeye başladım. Enerjimi topladım, işten arta kalan vakitlerde hayalimdeki projeye yöneldim. Aradan 4-5 ay geçtiğinde öncekinden çok farklı bir alanda çalışıyordum. Öncekine göre geleceği çok daha net olan bir meslekte.

Geriye dönüp baktığımda, o fedakarlığı yapmasaydım, şu an belki de aynı işte çalışıyor olabilirdim. Belki rolüm değişirdi ama sektör olarak aşağı yukarı aynı yerlerde olurdum. Tabi bu değişimi 4-5 ayın meyvesine indirgeyemem, onun öncesinde yıllarca yazılım alanında ufak tefek de olsa bir şeyler yapmaya çalışıyordum. Son dönemde artık odağımı nereye vermem gerektiği benim için netleşti, bir şeylerin değişmesini istiyorsam bir şeyler yapmalıydım. Keşke şu proje benim aklıma gelseydi, ben yapmış olsaydım demek çok bir şey ifade etmiyor. Bir yerden başlayıp bir şeyler yapmak lazım. Filmin son sahnesinden hayata dahil olmamız pek mümkün değil, gerekli çabayı, emeği göstermemiz lazım.

Leave a Comment