“Kişi arkadaşının dini üzeredir”, “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim”. Bu, buna benzer cümleleri hepimiz duymuşuzdur. Kişinin arkadaş seçiminin ne kadar önemli olduğu dinimizde, kültürümüzde bu ve bunlar benzer sözlerle bir çok kez vurgulanmıştır. Bu yazının konusu arkadaş seçiminden çok seçilemeyen arkadaşlar üzerine. Okul arkadaşlarımızı, iş arkadaşlarımızı genellikle seçemeyiz. En azından benim hayatımda, çevremde bu şekilde yaşanıyor hayat. Bir okula gidersiniz, sınıfta kimler varsa iyi kötü onlarla arkadaşlık kurarsınız.
İzlediğim bir dizide şöyle bir sahne vardı. Başrolümüz sırf çocukken aynı mahallede oldukları için birisiyle arkadaş olmuş. Yıllarca bir türlü bu arkadaşlıktan kurtulamıyor. 30-40’lı yaşlarda bile hala ara sıra mecburen görüşmek zorunda kalıyor. Esprili bir dille şöyle yakınıyor hatta; “Küçüktüm, o sırada bana oyuncak bir araba verse bir katille bile arkadaş olabilirdim. Sırf küçükken bir süre arkadaştık diye bunu ömür boyu sürdürmemiz mi gerekiyor?”. Tam böyle olmasa da buna yakın bir şeyler diyordu. Yıllar olmuş, aklımda kalanlar bunlar.
Sizi bilmem ama benim de hayatımda böyle bir kaç kişi oldu. Küçükken çok tanımadığım, ortak nokta olarak aynı sokakta yaşamaktan öte çok bir şey söyleyemeyeceğim birisi, yıllar sonra sanki yediği içtiği ayrı gitmeyen iki arkadaşmışız gibi davranıyor. “Eskiden okulun bahçesinde ne maçlar yapardık.” diyor mesela. Evet ben okulun bahçesinde hemen her gün top oynardım ama onun bizimle oynadığını hiç hatırlamıyorum. Elbette oynamıştır, bizim zamanımızın çocukları tabiri caizse sabahtan akşama sokakta olan son nesil belki de. Hemen herkes dışarıdaydı ve favori etkinlik tabii ki de okulun bahçesinde maç yapmaktı. Yağmur, çamur, kar fark etmezdi. Az kişi de olsak maç yapmak için dışarı çıkardık.
Bu bahsettiğim şahsın hayal gücü mü artık bilemiyorum, bizi çok iyi iki arkadaş olarak konumlandırmış zihninde. Kardeşim düşünürse düşünsün sana ne zararı var diyebilirsiniz. Zararı şu, yolda her gördüğünde beni en az 3-5 dakika alıkoyuyor. Aynı şeyleri anlatıyor, aynı soruları soruyor… Bir iki sefer neyse ama bir yerden sonra artık onu görünce yolumu değiştiresim geliyor. Müdahale etmesem 10-15 dakika ayakta dikecek çünkü beni. Gel bir çay içelim diyecek. Ne konuşacağız peki? Ortak konuşacak bir noktamız bile yok neredeyse. Eskiden ne top oynardık diyecek, klasik sorduğu ve benim defalarca cevap verdiğim soruları tekrar soracak… Ne gerek var?
Bu arada okulun bahçesinde maç yapmak dedim aklıma geldi. Çocukların, gençlerin okulun bahçesinde maç yapmasından müdür, öğretmen, okulun hademesi vs. neden rahatsız olur? Sonuçta okul zamanı oynamıyoruz, okulda öğrenci yok. Müdür geliyor, görevli geliyor, çıkın dışarı burada oynayamazsınız diyor. Köpek ile kovalandığımız bile oldu. Sonra da muhtemelen bu gençlik nereye gidiyor, neden kafelerde, internet kafelerde pinekliyor falan diyorlardır. Zaten ellerinde pek bir imkan olmayan insanlardan, futbol oynayacakları kıytırık bir sahayı bile esirgedin. Sonra da ben iyi bir müdürüm falan diyorsundur. Aynen çok iyisin, Allah nazarlardan saklasın!
Seçilemeyen arkadaşların ilk kesimi bu şekilde. Sırf aynı mahallede büyüdünüz ya da kısa bir süre geçirdiniz diye sizi arkadaşı olarak gören insanlar. Şimdi gelelim ikinci kısma, okul ve iş arkadaşları. Burada asker arkadaşı da aklınıza gelebilir ama o biraz farklı diye düşünüyorum. Askerlik bittikten sonra devam ettirip ettirmemek size kalıyor genelde. Genelde apayrı şehirler oluyor, yolda karşılaşma şansınız yok. Devam ettirmek için ekstra bir çaba istiyor. Askerde çok samimi olduğum bir arkadaşım vardı ama askerlikten sonra ikimiz de arayıp sormadık. İkimiz de hayırsızmışız sanırım :).
Bu noktada aslında nihayet bu yazıyı asıl yazma sebebime geliyorum. Yazının en başında 2 cümle zikrettim. Peki, iş ve okul arkadaşları bu cümlelerin kapsama alanına girer mi? Bana kalırsa kısmen de olsa girer. İnsan beraberinde olduğu kişilerin halinden ister istemez etkilenir. İslami açıdan bakarsak müslümanlara “Salihlerle beraber olun” emri vardır.
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının; özü sözü doğru, samimi ve dürüst insanlarla beraber olun!” (Tevbe-119)
Şöyle bir düşünürsek, eskiden toplumumuzda ayıp olarak görülen bir çok şey bugün normalleşmiş, normalleşmeye başlamış durumda. Bir şeye maruz kaldıkça bir süre sonra o bizim için normalleşmeye başlıyor ister istemez. Yanlış hatırlamıyorsam Hz. Ömer(r.a)’a ait bir söz: “İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız”. İş ve okul arkadaşları gibi devamlı beraber bulunduğunuz insanların hali, siz isteseniz de istemeseniz de düşüncelerinizi, davranışlarınızı etkiler. Peki ne yapalım bu durumda? Net bir cevabım yok açıkçası. Sadece bilin, üzerine düşünün istedim :).