Lüks Tüketim – Çıkar Telefonunu

Bir dönem çıkar telefonunu diyebileceğimiz bir rüzgar geçti bu memleketten. İster istemez sosyal medyaya da sıçradı ve iyice ti’ye alınan bir şey haline geldi. Herkes muhtemelen ne olduğunu biliyordur ama gelecekteki okurları da düşünerek açıklayayım. Özellikle sokak röportajlarında birisi ekonomiden şikayetçi oluyor. Diğeri çıkar telefonunu diyor, cebinden pahalı bir telefon çıkarsa diyecek ki madem ekonomi kötü telefonun niye iyi? Ya da bu telefonu nasıl aldın? Ekonomi kötü değil fikrini savunacak yani bunu söyleyen kişi. İş sosyal medyaya düşünce tabi sadece dalga geçilen bir şey haline geldi. “Çıkar telefonu diyenler gelmeden kaçalım” türünde matrak yorumlar türedi.

Bu yazı işin sosyal medya kısmı ya da ekonomi kısmıyla ilgili değil. Çıkar telefonu muhabbetinden o yüzden bahsettim, ekonomi iyi ya da kötü diye bir tartışmaya girmek istemiyorum. Ben daha çok işin ayağını yorganına göre uzatma ve lüks tüketime neden ihtiyaç duyduğumuz noktalarını irdelemek istiyorum. Ekonomi kısmı değişken bir şeydir, kişiden kişiye, yaşanılan ülkeye, yaşanılan döneme göre değişir. Mesela bir amca var tanıdığım, 80 yaşlarında, şöyle derdi: “Bizim zamanımızda dünya fakirdi, şimdiyse dünya zengin”. Her türlü yokluğu görmüşler. Bu yüzden ekonomiden bağımsız olarak bu konulardan bahsetmek istiyorum.

Bir gün bir arkadaşım çok borcu olduğundan yakınıyordu, kredi kartı limitini doldurmuş, nasıl ödeyeceğini düşünüyordu. Başka bankadan kredi al, diğerini kapat döngüsüne mi girsem falan diyordu. Bu arkadaşın ortalamanın üzerinde bir geliri var, yani en azından benim bildiğim kadarıyla öyle. Çıkar telefonunu gibi olacak ama piyasadaki malum en pahalı telefon markasını kullanıyor. Aynı markanın dizüstü bilgisayarını, kulaklığını, bir kaç tane daha benim bilmediğim ürünlerini kullanıyor. Benim bilmediğim dedim, böyle bir ürüne ihtiyacım olacağını düşünmemiştim daha önce. Sonra düşündüm, yokmuş. Bunlara ek olarak bir kaç oyun konsolu, evde masaüstü bilgisayarı var.

Olabilir ne var diyebilirsiniz. Bana başka konuşmalarında bahsettiği kadarıyla bu bilgisayarın sırf ekran kartı ya da işlemcisi bile benim evde kullandığım bilgisayarımdan pahalı gözüküyor. Burada iş ister istemez lüks tüketime geliyor. Daha iyisi olsun, son modelini alıyım mantığını oldum olası anlayamadım. Bunu cimrilik olarak yorumlayanlar oluyor. Bu konunun cimrilik bir durum olduğunu düşünmüyorum. Kişinin kendisi için aşırı harcama yapmasının cömertlikle bir alakası olduğunu düşünmüyorum. Kendisinden başkaları için harcama yapana cömert derler diye biliyorum ben. Cimri parayı tutup biriktiren ya da sadece kendisi için harcayandır. Bu noktadan bakınca salt lüks tüketim aslında cimriliktir diyebiliriz.

Yanlış anlaşılmasın, kimse lüks bir şey almasın demiyorum. Herkesin ihtiyaç miktarına, kendi kazançlarına göre hareket etmesi taraftarıyım. Klasik ayağını yorganına göre uzat atasözüne geliyor konu. Hemen herkes bunu biliyordur ama bir şeyler satın alma ya da lüks gözükme isteği daha ağır basıyor sanırım. Bunu da oldum olası anlayamadım. Son model malum marka telefonu masaya koyunca, yanına bir de arabanın anahtarını koyunca önemli birisi mi olunuyor? Buna bakıp da o kişi hakkında farklı düşünmeye başlayan var mı? Ben bunu işe yaramaz zannederdim, telefonu görünce fikrim değişti diyen var mı? İşin diğer noktası bence bu aldığım şeye ihtiyacım var mı sorusu. Bunun iki noktası var bence.

İlki daha kalitelisine, daha üst modeline ihtiyacım var mı sorusu. Bu özellikle teknolojik aletler için geçerli. Yeni bir telefona ihtiyacım var mı? Varsa gerçekten en pahalısına ihtiyacım var mı? En pahalısında şöyle bir yanılgı da var; pahalı olanı alayım ben bunu uzun yıllar kullanırım yanılgısı. Fiyatı uygun olanı alıp da yıllarca kullananlar da var. Gerçekten kalitesiz olduğu aşikar ürünleri dışarıda tutarsak bu kullanıcı ile alakalı bir şey genelde. Özellik konusundaysa alacağınız üst modelin sunduğu özellikler ne peki? Sizin muhtemelen fark etmeyeceğiniz biraz daha fazla hız mı? Ya da biraz daha hızlı açılması mı? Daha iyi fotoğraf çekmesi mi? Bir çok durumda kullanmayacağımız ya da varlığını hissetmeyeceğimiz özellikler için ekstra para vermeye gerek yok diye düşünüyorum.

Diğeri de bu alacağım şeye ihtiyacım var mı sorusu. Bunu ben özellikle kıyafet alırken düşünüyorum. Kıyafet alırken bu güzelmiş bunu da alayım diyordum eskiden. Sonra bir köşede kalıyor bazı kıyafetler, kırk yılda bir giyiliyor tabiri caizse. Bunu almasam da olurdu demek ki. Bir kaç sefer böyle olunca artık nokta atışı almaya çalışıyorum. Almış olmak için almak değil, ihtiyaç için almak. Kapitalizm bizi daha fazla tüket, daha fazlasına sahip ol, yoksa değerli olmazsın diye kandırmaya çalışıyor. Dikkat edilmezse bu akıntıya kapılmak çok kolay. Çünkü yeni bir şey satın almanın verdiği anlık bir haz var. O haza kapılmamak lazım.

Çok sevdiğim bir söz var: “Para ile imanın kimde olduğu belli olmaz”. Lüks tüketim insanı zengin gibi gösterebilir ama bu sadece görüntüde bir zenginlik olur. Bu dönemde tabi bu söz para konusunda biraz anlamını yitirmeye başlıyor gibi. Eskiden böyle değilmiş, zenginler orta sınıftan biri gibi zannedilirmiş. Şimdi ama evinden, arabasından, yazlığından, kışlığından falan iş çözülebiliyor. Giyim kuşamından çözmek zor ama halen daha. Nice zenginleri yolda görsek orta halli zannederiz muhtemelen. Yani zengin gözükeyim diye lüks tüketmek işin sonunda sadece kendinizi kandırmayla sonuçlanabilir. En iyisi atasözümüze uyup ayağımızı yorganımıza göre uzatmaya çalışmak.

Leave a Comment