Şöyle bir söz hatırlıyorum; “Bana gücümün yettiğini yapabilecek güç ver, kontrolümün dışındakileri de kabullenmemi sağla”. Kimin söylediğini ya da tam doğru ifade bu muydu emin değilim. Ama ana fikir olarak buna yakın bir cümleydi. Benim burada asıl odaklanmak istediğim nokta ikinci kısım. Kontrolümüzün dışındakileri kabul etmek, edebilmek.
İlk akla gelen senaryolardan birisi futbol maçları. Yani en azından benim aklıma gelen bu. 11’e 11 sahada bir maç oynanıyor. Hadi teknik ekibi, yedek oyuncuları da katalım. Sağlık ekibini, malzemecileri, kaleci antrenörünü falan da katsak toplam sayı yine de yüzü bulmaz diye düşünüyorum. Peki maçın sonucundan etkilenen, sevinen, üzülen kişi sayısı kaç? Klasik tabirle milyonlar diyeceğim ama daha düşük tutalım yüz binler diyelim. Neden klasik bir tabir? Spikerlerin şuna benzer cümleleri geliyor aklıma: “Milyonlar nefesini tuttu…”
İşin şu noktasında değilim yanlış anlamayın. Yine klasik bir tabir vardır; “22 kişi bir topun peşinden koşuyor, ne anlıyorsunuz şundan”. Ben bu fikirde değilim. Futbol oynamayı da izlemeyi de severim. Bunu boş bir iş olarak görenleri yargılamıyorum ama hayatımızda yaptığımız o kadar boş iş var ki. Haftada izlenilen 2-3 saatlik maça gelene kadar 50 tane şey var zaten. Başkalarını kişiye mantıklı gelmeyen şeyler üzerinden yargılaması çok mantıklı değil bence.
Konuya dönersek, yüz kişinin eforuyla bir şey ortaya çıktı yüz binler sevince boğuldu ya da üzüldü. Bu noktada biraz mantıklı olmak gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta sahada mücadele eden oyunculardan değilsek yapabileceğimiz çok bir şey yok gibi. Seinfeld’in bu konuda sevdiğim bir sözü var. Biz kazandık diyen taraftarlara şöyle diyor: “They won, you watch! (Oyuncular kazandı sen izledin)”.
Oyuncular oynadı, eforu onlar harcadı, biz ezici çoğunluk izledik. Stattaki taraftarları burada biraz ayırabiliriz. En azından takımın moralini artırıyor, rakip takımı baskı altına alıyor. Yine de işin büyük kısmı oyuncularda ve teknik heyette. Sahada çıkıp mücadele etmediğimiz için sonucun bizi fazla etkilemesine izin vermemeye çalışmalıyız. Çok sevinmenin de, çok üzülmenin de manası yok. Efor harcamadın çünkü, elinden bir şey de gelmezdi. Ben şimdiye kadar stattaki herhangi bir taraftarın biraz daha bağırsaydık maç bizimdi diye hayıflandığını hatırlamıyorum. Pişmanlıklar hep oyuncular, teknik heyet üzerinden dönüyor ister istemez.
-Pası biraz daha önce verebilseydi ofsayt olmayacaktı
-Savunmada o adamı kaçırmasaydı gol yemeyecektik
-Hoca değişikliği biraz daha önce yapsaydı bu kadar pozisyon vermezdik, takım çok yorulmuştu
Bu tarz serzenişler duyulur genelde. Bu sebeple futbol bence dışımızda yaşanan ve etki edemediğimiz olaylara çok güzel bir örnek. Oyuncular daha iyi performans gösterseydi kazanabilirdi takım. Bu da aslında biraz paradoks gibi. Rakip takım daha da iyi gösterebilirdi. Bizimkiler onlardan da iyi olabilirdi diye sonsuzluğa gider gibi geliyor.
Benim futbola bakış açım şu şekilde. Maçı izlerim, keyifli bir maç olmasını isterim. Yenersek biraz sevinirim, yenilirsek de biraz üzülürüm. Ama maçtan sonra o maç hiç olmamış gibi normal hayatıma devam ederim. Bunu kafaya takıp, o pası verseydi, diğeri şutu atsaydının bize kazandıracağı pek bir şey yok. Teknik ekipten olsak ya da analizci, yorumcu olsak işimiz zaten hepsini incelemek olurdu. Onun haricindeki senaryolarda sadece canımızı sıkan ekstra bir yük bence.
Siyaset, futbol kadar insanların zihnini, moralini meşgul etmese de onda da durumlar benzer. Seçimler zaten 4-5 yılda bir yapılıyor, onun haricinde aramızda konuşmaktan başka pek bir şey yapamıyoruz. Futbol için yazdıklarıma benzer mantıkla siyasete bakarsak durum şundan ibaret. Siyasetçi değilsek ya da siyasetle ilgili bir dernekte, sivil toplum kuruluşunda vs. değilsek siyasete tek etkimiz 4-5 yılda bir bir kaç tane oy vermek. Attığın taş ürküttüğün kuşa değmez misali günlerce, gecelerce her fırsatta siyaset konuşmanın çok bir mantığı yok gibi.
Neden siyaset konuşmamalıyız konusunu zaten başka bir yazıda irdelediğim için burada daha fazla siyaset üzerine konuşmaya gerek yok diye düşünüyorum. Bu iki örnek üzerinden yola çıkarak hayatımızda kendi kontrolümüz dışında olan şeyleri tespit edip bunlar üzerine fazla üzülmemeye çalışmak en iyisi sanırım. Burada tabi ki ölüm kalım mevzuları değil mevzu bahis, onlar için Allah sabır versin demekten öteye gidemiyoruz ne yazık ki. Futbol gibi, siyaset gibi konular. Söylemesi kolay tabi ki, ne kadar uygulayabiliriz orası şüpheli.