Günlerden bir gün eve dönerken parkta iki arkadaşı gördüm. Uzaktan beni fark ettiler, el salladılar, yanlarına gittim. Biraz masalsı bir giriş oldu ama idare edin. Ne yapıyorsun, ne ediyorsun, nasılsın falan gibi havadan sudan biraz konuştuk. Sonra konu nasıl olduysa mahallede hepimizin tanıdığı kişiler hakkında kritiklere geldi. Nasıl oraya geldi bilmiyorum, ben getirmedim konuyu ama onu biliyorum. Yani iş döndü dolaştı dedikoduya geldi.
Bir kaç kişi kafede, parkta, sahilde, kahvehanede, nerede olduğu fark etmez, bir yerde toplanılır. Bir süre sonra konu bir şekilde birilerinin arkasından konuşmaya döner. Eminim bir yerlerde kişilerden bağımsız fikirler üzerine konuşan kişiler de vardır. Ya da dedikodu olmayacak bir şekilde birilerinin gıyabında övüldüğü konuşmalar da vardır. Sözüm onları kapsamıyor, benim burada bahsettiğim bir şekilde konunun dedikoduya geldiği konuşmalar.
Dedikodu ile ilgili bir yerde şöyle bir cümle okumuştum, beni çok etkilemişti. “Dedikodu başladı mı gayri iflah etmez. Dost düşman olur, düşman canavar kesilir”. Gerçekten birisinin arkasından kötü bir şekilde konuşmaya başlayınca karşıdaki kişinin de onunla ilgili düşüncesi ister istemez değişiyor. İki taraf da birbirini destekleyip, bir de şöyle de yaptı gibi ekstralar da devreye girince iyice katmerleniyor iş.
Mesela az biraz tanıdığım birisi vardı, yolda görünce selamlaşıp hal hatır sorardık. Benim gözümde kendi halinde birisi, bazı sıkıntıları olduğunu fark ediyorum ama zararsız birisi. En azından ben bugüne kadar bir zararını görmedim. Yazının başında parktaki arkadaş bu kişiyle ilgili başladı anlatmaya. Şöyle yaptı, böyle yaptı, benden borç aldı, vermedi. Saydıkça saydı. Benim gözümde artık iyice sıkıntılı bir profil haline geldi ister istemez. Belki de değil bilemiyorum, sonuçta iki tarafı da dinlemeden bir hüküm vermiş oluyoruz.
Bir de örnek olarak tanıdığım iki aileden bahsetmek istiyorum. Birisinde kimsenin birbirinin ardından tek olumsuz kelam ettiğini görmedim, duymadım. Sadece iyi şeyler söylüyorlar, bir sefer olsun öyle bir şeye denk gelmedim yani. Sonuç bütün kardeşler birbirleriyle iyi geçiniyor, birbirlerini sürekli soruyorlar, arıyorlar vs. İdeal bir aile diyebilirim, yani en azından benim gördüğüm kadarıyla. Elbette onların da aralarında sıkıntılar falan olmuş olabilir ama ben görmedim.
Diğer aileye geçelim, içinde kimsenin anlam veremediği küslükler, tartışmalar, sıkıntılı durumlar. Bu ailede dikkatimi çeken ne oldu dersiniz? Tabi ki dedikodu. İki kardeş bir araya geliyor, diğerlerini çekiştiriyor. O bilmem ne yaptı, bu böyle söyledi. Şöyle olmuştu ama o hiç bir şey yapmadı. Böyle sonsuz bir döngü sanki. Bir gün ben de yanlarındayım, diğer bir kardeşleriyle ilgili olumsuz şeyler söylüyorlar. İkisi de namazında niyazında. Dedim bu yaptığınız gıybet farkında mısınız? Ben bunu yüzüne de söylerim dedi. Buyur buradan yak.
Bunu daha önce bir çok kişiye söyledim, bir şeyi ben onu yüzüne karşı da söylerim demeniz ya da diyebilme cesaretinizin olması arkalarından konuşmanızı gıybet olmaktan çıkarmaz. Bir de şu var, bu zaten onda olan bir şey, olmayan bir şeyi söylemiyorum diyor bazı insanlar. Olmayanı söylediğinizde zaten üstüne bir de iftira atmış oluyorsunuz, o zaten daha da sıkıntılı bir durum.
Beni çok etkileyen bir hadisle, hadisin son kısmıyla bitireyim, aklımda kaldığı şekliyle yazıyorum, tam haline internetten eminim kolayca ulaşılabilir. “…Allah iyiliğini versin ey Muaz, insanları yüz üstü cehenneme sürükleyen dillerinin söylediklerinden başka nedir ki?”. Dilimiz her gün çok şey söylüyor, boş kelamlar, yalanlar, dedikodular, iftiralar… Ağzımızdan çıkana dikkat etmemiz lazım.